Uzun bir sessizlik oldu.
Ses hızı ölçüldü çoktan,
Şimdi sıra sessizlikte,
Ölçü birimini bulduklarında.
Pervaza ekmek ufaladım biraz.
Güvercin kondu pencereme,
Serçelerden sonra geldiler.
Belki sıra kumrularda.
Tohum sapladım saksıya.
Bu çiçek nasıl açar bahara,
Işığı nasıl kaçar?
Bil ki sırrı tohumlarda.
Üretmeli, bölüşmeli.
Kardeş payı söyleşmeyi,
Özlediğimiz dostlarla.
Geldik madem bir araya.
Senden konuşuldu bir an.
Sonra da çocuk aşklardan,
Güler yüzlü anılarda.
Anlar birbiri ardına.
Akan suymuş, üşüyen göl.
Fırtınalı denizlerde solan günler,
Yaşadık, çoğu kez ayrılıklarla.
Geçip gittiğini gördük ömrün.
Uzun bir sessizlik oldu.
Bitti sanki tüm cümleler,
Ölüm gibiydi der şair.
Ölünün ardından oysa konuşulamaz yıllarca.
Gebze, 30.11. 2025, Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Mart 2026, Sayı:207
1 Mart 2026 Pazar
UZUN SESSİZLİK
30 Kasım 2025 Pazar
YERLEŞİK ve GÖÇEBE
Kar toplayan cinslerinin memleketi neresidir?
Nerden alır yüklerini, gök tarladan, yer halden mi,
Aracıya tefeciye güvenir mi mal seçerken,
Üreticiden almazsa tükenir mi tüm güçleri?
Kara kara bulutlar kapladıysa gönlünüzü, göğünüzü,
Biliniz ki ağacaktır, yağacaktır, alkım saçak, kör sağanak,
Camdan seyret, ad istersen Arap Kızı'dır sığınak.
Kimi bulut Afrikalı, çöl tozuymuş taşıdığı ülkelerden ülkelere,
Yaramıyorken astıma, faydalıymış tarlalara, şu doğanın işine bak!
İzleyince uçar sanıp, kaçar sansanız onları,
Ne kanadı var bulutun, ne de nallı toynakları.
Kimi yerleşiktir ama kimi epeyce göçebe,
Fırtınalar, kasırgalar kapıp taşırken onları,
Taşıma ücreti bilmez, borcum borç der ödemezler.
Neyse ki rüzgâr cinsleri alacak takip edemez,
Etse, icra memurları elleri boş dönecektir.
Gülümseme yüz güldürse pamuk pamuk bulutlarda,
Gözyaşından gayrı ne var kara bulutun cebinde?
Gebze, 27.5.2025, Ünsal Çankaya
Eliz Edebiyat, Aralık 2025, Sayı:204
31 Ağustos 2025 Pazar
TAVŞAN DAĞA KÜSSE NE Kİ!
Oysa zirvesine çıktığımız hayal değil, hakikatten evveldi.
Ne zaman çıksak kötülük götürdük ormanına, suyuna,
O yüzden hiçbir dağ sevmiyor artık bizi.
Üzerine bastığımızdan beri isyana duran çayır çimen bile küstü,
Çünkü dağlar kötülükler önünde koruyan dağ olalım istemişti,
Olamadık. Dağın küstüğü ona küsen tavşanları değil ki.
Kirletenler arasında olmadık belki, ama kirlendi dünya,
Kirletenlere engel olamadık, üstelik onlara sevmeyi,
Çocuklarımız için sevmek gerektiğini de anlatamadık.
Bağırmak gerekiyordu belki kulaklarına, cılızdı sesimiz,
Duymadılar, haykırmadıkça duymayacaklar, belli.
Sessizce yaşıyoruz çünkü, kaygıyla yaşıyoruz,
Çocuklarımız için yaşıyor ve yazıyoruz şiire.
Kırıldıkça toplayıp düşlerimizi,
Güzel bir dünya umuduyla büyütüyoruz.
İyileşip çıksınlar istiyoruz zamanla,
Arınsınlar istiyoruz hayat kırıklarından,
Düşler çünkü çabuk toplar kendini,
Çocukların büyürken düşüp kalkışı gibi.
Yepyeni işler öğrenmeli yaşamak için, dikiş, nakış örgüler eskidendi,
Kimse bilmiyor artık onların değerini, makineleşti giyim, yiyim,
Açlıktan ölünmez sandığımız, açıkta kalınmaz sandığımız yıllar tükendi.
Ekmek bulamayanlara evsizlerin artan sayıları eklendi.
Geç olsa da öğrenmeli işleyen aletlerin dilini,
Toprağın değerini, doğanın değerini.
Üretmeyi denemeli toprakta, denedikçe yenilgi yengiye dönüşmeli.
Zirveler unutsun diye kayıtlı fatihleri, evvel fethedenleri,
Doğa insanla yeniden buluşsun diye doğala dönülmeli.
Taşlarını ayıklayıp çoraklaşan toprağın, suyla buluşturmalı.
Her yeri bağ olur elbet, yağmurla yeşerince, güneşe erişince,
Dağlar kavuşur birbirine, barışır insanla, eğilir vadilerine,
Belki çayır çimen bile unutur ezdiğimizi.
Ama biz unutmuyoruz ey kalbim dağı hançerleyeni,
Hangi gün, kime, niçin kırıldığını, unutmayış nedenlerini.
Çünkü bellek boşuna verilmedi insana, bunu anımsamalı.
Yoksa üzgünlükler, kaygılar hep konuğumuz olacak,
Gün gelip unutursak bizi kırıp geçeni...
Gebze, 20.6.2025, Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Eylül 2025, Sayı:201
20 Haziran 2025 Cuma
KUYULARDA
Kendimizin içinde, kendimizi aramak,
Buluşmak ümidiyle,
Bir kuyunun içinde su olmayı dileme!
Olunmuyor, öğrendik, zor olanın diliyle.
Nasıl oldu ki deme, fark bile edemedik,
Serabı görülmeyen vahasız çor çöllerde,
Kaybolunca birlikte.
Kum tanesi oluyoruz denizler özlemiyle,
Yel savursun istiyoruz çöl yanığı tenlerle,
Çıkıp da kendimizden gidiyoruz meçhule.
Aradığımız kalbimize iyi gelen yaz,
Ardımızda kalan geçtiğimiz güz!
Belki de bulurduk günlerimizi,
Hayra yorumlayıp düşlerimizi,
Yağardık ilk yağmurla çöl suya doysun diye.
Aynı biz olsaydık rastladığımız,
Ama değiliz!
Çünkü ateşlerle kavruluyoruz,
Küllerimiz sıcacıkken savruluyoruz,
Kırgın gönüllerle avunuyoruz,
Yaşamadıysak bile henüz ölmedik diye!
Arayıp bulamadığımız sular düş,
Susuzluktan kırılışımız gerçek.
Bir kuyuyuz, dipsiz,
Susuz ve ipsiz!
Bu kuyuya kova olsak çıkrık yok,
Çıkrık olsak ip kopar,
Orda ölürüz!
Aramaz kimse, bulamaz kimse,
Aranmak ister miyiz o da mesele.
Çokken kaybolduk, azda yokuz biz!
Gebze, 14.2.2011, 2024, Ünsal Çankaya
Eliz Edebiyat, Haziran 2025, Sayı:198
27 Şubat 2025 Perşembe
BİR GÜN BİR YERDE -1- 2-
BİR GÜN BİR YERDE
-1-
Ürperiyorsun, tüylerin diken diken,
Korkutulmuş kirpiye dönüşüyorsun hemen,
Duyduğun sözcüklerden.
Yine de kaçma, dokunamaz kimseler,
Savunma kalkanından sağlam senin okların,
Bakışın, şimşeğinden!
Söylenmedi say söylenmemiş olursa,
Saklanan yine saklanır hecelerine,
Uyuyamadığın gecelerine.
Bulmak istediğinde bulacaksın hepsini,
Oklarının deldiği, sevginin yetmediği,
Goncanın kırıldığı bahçelerinde.
Bekliyor olacaklar çözmeni bilmeceler,
Bir gün bir yerde sevgili, bir gün bir yerde,
Sevgin göverdiğinde.
Gebze, 30.7.2008
-2-
Sakla maviliğini demiştim yarınlara,
Mavileri yitirip umutsuz kaldığımda.
Hiçbir şeyi unutmadığımı biliyorsun sevgili,
Gerektiğinde ver diyeceğimi, aradığımda.
Kendi maviliğimi taşıdım günden güne.
Kırılan düşlerimi onarmak için değil,
Yokluğun ağırlaşıp eğildiğimde,
Bir kuyuya düşürürsem çıkamaz belki diye,
Gökyüzüm yankılansın istedim derelerde.
Artık hayal görmüyorum, isteklerim uykuda.
Doğduğumuz sularla örttüm üzerlerini,
Öylece akıyorlar uzak denizlerime.
Uyuyup uyansalar, koşup çok yorulsalar,
Hepsi bizim düşümüz, yaşanan gerçeğimiz,
Birlikte içeceğiz şerbetse, eceli de.
Ne senden sonram var sözüm üstüne,
Ne senden önceyi koydum içine.
Zerre zerre doluyorken içime,
Ellerini sıcak tut sevgili, ellerini,
Tutup uyanacağım maviliğine.
Bir gün bir yerde sevgili,
Bir gün bir yerde!
Gebze, 4.9.2023, Ünsal Çankaya
27 Eylül 2024 Cuma
BOŞLUK VE SONSUZLUK
Derin mi, yüksek mi anlamıyoruz.
Gözyaşlarımız gölleniyor oraya
Gidişin acısıyla duvarlar örüyoruz.
Kimi derin, kimi yüksek
Kimi kuyu, kimi kule.
Korunmak istiyoruz
Saklanmak istiyoruz
Ölümün kanlı eli
Değmesin diye bize.
Sonsuzluk umuyoruz
Sayılı günümüze.
Anılar denizine iskele kursak bile
Mendireğin ucuna kuşlar kondursak bile
Sonunda akacağız o boşluğun içine
Yaralı kalbimizle, sonsuzluğun yerine!
Gebze, 21.3.2017. Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Aralık 2024, Sayı:192
17 Eylül 2024 Salı
KENDİNİ SÖYLÜYOR
Ulaşırdı merhabam her yere senkronize.
Zülfümü döküp yüze çatsam da kaşlarımı,
Çoktan unuttuğumuz küslüğün kederiyle
Yükselen hıçkırığı vermedim kimselere.
Delilik mi gülmeyi arzulayışım böyle,
Anlarsam anlatırım, yargılamadan söyle!
Sustum artık ne şarkı ne türkü söylüyorum,
Gidiyorum kendimi kaybettiğim yerlere.
Yalnızlık davul çalıyor sessizliğin sesiyle,
Tenekeler bağlanmış ay bensiz ağlamıyor.
İç geçiren rüyalar kalbimi durak sanıp
Neden güze evriliyor durmaksızın Aykız’ım,
Anlarsam anlatırım, yorumlamadan dinle!
Bil ki artık kimseyi aysız bırakmıyorum,
Üstelik de kendini tekrarlıyor şarkılar.
Kutusu çoktan kapanmış sarı tamburalarda
Pesten tize yükseliyor notalar.
Bir sarı çiğdem tanıktı baharın coşkusuna,
Bir de ben biliyorum, kimseler anlamıyor.
Anladığımı anlattım sorgulamadan ölme!
Gebze, 15.08.2013, Ünsal Çankaya
Eliz Edebiyat, Ekim 2024, Sayı:190
29 Haziran 2024 Cumartesi
SANAL DÜNYA YALAN DÜNYA
Sanma ki görmediğinde olmuyor olacak olan,
Duymadığın söylenmemiş değildir ki yeryüzünde.
Demesen de biliniyor bilinmeyesi kör gerçek,
Gün gelecek ve insanlar sevgileri tüketerek,
Sevgisizce yaşayacak, sevilemeden ölecek!
İşte çarkları dönüyor yeni çağın ve devranın,
Ekonomi diyorlar ya e-komik de oldu dünya.
Sanaldan kazanıyorlar parayı puldan sayanlar,
Varsayımla harcıyorlar içte güzel duyguları.
Öğütüyor insanı çağ, kıyması da ayrı eza,
Ezilerek un olmaya gönlü yok artık kimsenin.
Eski gücünde değil ki değirmene akan sular!
Dokunmuyor suya rüzgâr, taşlara su,
Buğday ile bulgura taş!
Dökme akıl sığsa bile omuz üstündeki başa,
Emekle yenmediğinde olamıyor şifalı aş.
Ne yeşeriyor tohumlar ne baharlara umutlar,
Geçip gidiyorken yıllar an saptıyor fotoğraflar!
Kapanıyorsa gözümüz, uykudan uyanmıyorsak,
Sevgiyle direnmiyorsak sanalda yitip gitmeye,
İnsanlık beklenen sona tezden bile tez varacak.
Ezilerek un gelmeye, bir giderek bin gelmeye,
Sevgi yeter insanlıkta bilinmeli bu tek gerçek,
Sevgi yaşatır insanı, sevgiyi verilen emek!
Gebze, 14.12.2008, 2024, Ünsal Çankaya
Eliz Edebiyat, Temmuz 2024, Sayı:187
(Yayımlanan hâli bundan iki dize eksik, bir sözcük değişik.)
28 Şubat 2024 Çarşamba
SEN YOKKEN KARANLIKTIR
Dünya deyip geçiyoruz olana olmayana,
Olmayanı oldurmayan dehrin kırık çarkına.
Bir kırlangıç hüznü taşan ömrün sayfalarına,
Konar göçerlik biçseler çığlığını sakınma!
Ayla yıldız yoldaş olur gece yol alanlara.
O nasıl dönüyorsa dünyanın yamacında,
Ebabiller de dönermiş, göğümüzde, boyuna!
Aşklarını masmavi yapmayı hiç unutma,
Karanlık gecemize dolunay ol Aykız'ım.
Ol ki çobanaldatan ya da keçisağanlar,
Dağ kırlangıcı olsun eleğimsağmalarda!
Haydi gel, umutlara ışığın kanat olsun,
Kelebekler ölmesin, ağlamasın gelincik.
Gel yürüsün can suyun can ol yuvalarına,
Sevgini almadıkça kuşlar bile ötmüyor!
Hem yıldızlar üzülüyor sensiz gecelerinde,
Gel de ışığını dök, göğümüz aydınlansın.
Sonsuzluğu umarken gök kubbenin altında,
Yorgun maviliğinle ellerimiz boyansın.
Beyaz hep kederlidir biliyorsun değil mi,
Biliyorsun elbette, doğmadığın her gece.
Gel boynunu bükmesin seni özleyen güller,
Yokluğunla kaybolmasın gece içinde renkler.
Sensizken zifirlerden daha karanlık dünya,
Hep gökkuşağı boya yağmurların ardına.
Ne çok şiirler yazdım ay aydın olsun diye,
Okundukça okunsun, sevgiyle, kaldığında.
Gel ki apaydın olsun, yaşanır olsun çağ da,
Çünkü kırlangıçlara yetmiyor artık dünya!
Gebze, 29.9.2007-2020 Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Mart 2024, Sayı:183
3 Ocak 2024 Çarşamba
TERZİ DEĞİLİZ AMA
Yamalar gibi teyellenmişken ömrümüz ömrümüze,
Ayrılık olmasın diye ellerimizde.
Dilimize dişimizle hapsedilen sözlerimizi,
Söküyoruz ağzımızdan iğne oyası işçiliğiyle.
Dağlar kavuşsun diye dikiyoruz vadi ve ırmakları,
Dünya hep yeşil kalsın diye dökülen yaprakları.
Sevgisizlik ölüm diye eşleyip insanları,
Sevelim ve koruyalım diye doğuruyoruz çocukları.
Bunca özen sonrası yine de deliniyorsa gök
Boşalıyorsa yağmurlar ömrümüzün üstüne,
Yaprakları çalıyorsa sonbahar,
Yamalar sırıtıyorsa aynı kumaşı bulmadık diye,
Çocuklarımızın geleceğini çalıyorsa siyaset,
Duracak mıyız?
Kan içinde bile kalsa dilimiz haykıracağız,
Yırtıp dudağımızı bir ıslık salacağız göğün yüzüne.
İşte o zaman işe yarayacak terzilik hevesimiz,
İnsanlığımız tam olacak, diktiğimiz eksiksiz!
Sonra oyun sayacağız gölge teyellemeyi.
Dağda taşta izi kalmayan sözümüzü,
Hiçbir kalpte izi kalmayan yüzümüzü,
Yüksüğümüze doldurup düğmelerken maviye
Ustalığımızı çekeceğiz insanlık gönderine,
Sonsuzluğa ulaşıp yenilmez kalsın diye!
Gebze, 24.10.2021, Ünsal Çankaya
Eliz Edebiyat, Ocak 2024, Sayı:181
7 Kasım 2023 Salı
AĞITLAR DA AĞLARDA
Kimse bilmez denizlerin nice eskidiğini,
Nasıl yıkanacağını dalgaların.
Denizatlarına binip gitmez iyi balıklar,
Kötüleri yutsa da kendinden küçükleri
Hiçbir balığın gözyaşı parlamaz yakamozda.
Yıldızlar yandığında aydınlanıyor gece,
Ay düşünce denize, ağıyor gün ışığı terazi kefesiyle.
Sabahlar dökülünce maviliğin üstüne,
Gün ve gece dengesiyle buluşuyor denizde.
Fırtınalar çıkmayan aylarında yılların,
Sevinçle uğurluyor gidenleri kalanlar.
Dönsünler umuduyla sallanıyor mendiller,
Yol alıyor tekneler, ağlarını salıyor derinliğe avlakta.
Balığa çıkan sağ dönse sevindirir bekleyeni,
Ya da uzaklara çakar umuttan yorgun gözleri.
Azıcık bir esintide elleri boş gelinmez de,
Fazlasında hem açlık var hem de yokluğun kaygısı,
Büyük küçük diyemeden hepsi düşerler kedere.
Sorulur mu tekne batsa nerede yatar batığı,
Atılan ağlar dolduysa, toplanmazsa zamanında,
Balıklar da ölür mü ki unutulan ağlarında?
Ya da ağıtlar çıkar mı balıkların avazından,
Sessizliğini yırtar mı koyulaşan derinlerin?
Ağlar mı deniz anası ağları yırtıldığında,
Sarılır mı birbirine ağ içinde ahtapotlar?
Bu denizler niye eski, niye kirlendiler birden,
Sorular yanıtsız artık, bilen tüm balıklar ölmüş,
Belleğimizi çalmışlar, ben bile yaşlandım
zaten.
Nice zaman geçmiş çünkü denizlerin denizliği üstünden,
Yamaları bile yama istiyor minicik derelerden!
Gebze, 5.2.2022, Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Kasım 2023, Sayı:179
27 Ekim 2023 Cuma
EL İZİM OKUNUR MU?
Alın yazısı mı varmış, yazılır da kalır mıymış, okunmuyor ki
yine de okumayı öğrensek de.
Ve ayak izimiz nerde, sağlam mı basmıyoruz ki, kalmıyor izler geride?
Emekle yaşıyor insan, emeğimiz elimizde, büyüttüğümüz umutlar kırılır el
kapısında.
Nice baksak kör aynaya yansımızı
almıyorsa kalır mı ki el izimiz aynamızın ayasında?
Kalsın dileğimi tutup basıyorum avucumu, minicik bir esinti var siliyor tüm
buharını,
Aynalar bile almıyor el izimin taslağını.
Bahar olsun istiyordum, bademler çiçek açsın, elmalar, ayvalar da.
Ama yazlar gecikiyor kışlar çokça uzasa da buharlaşınca dileğim,
Üstüne yazdığım değil kederim kalmış aynada.
Ey dünya! Yetmedi mi yıkıldığın, yıktığın,
Yetmedi mi çektiğimiz acılar, doymadın mı ölüme?
Kiraz mevsimi geliyor, geçene dek dursana!
Gebze, 14.3.2023, Ünsal Çankaya
Eliz Edebiyat, Ekim 2023, Sayı:178
14 Mart 2023 Salı
ÇOCUKLAR ÇİÇEK OLSUN
Şuraya şiir koyalım evi bahçeli olsun,
Panjurları kuş gözü uykusu serçe.
Çatısı yağmur yüklü örtüsü bulut,
Gölgeler yalnız girsin iç içe odalara,
Anahtarlar uymasın açık kapılarına,
Kilit vurmaya.
Şiirli bahçeye kuyu, çektikçe taşarken suyu,
Deresine asma köprü, başına bir Deli Dumrul.
Günışığı geçmez desin güneşi alsın,
Geçer desin dolunaylı geceyi.
Masal dinlesin çocuklar, masallarla gelsin uyku,
Huzur bulmaya.
Saksıya çiçek dikelim, gümüş değsin yaprağına,
Suyunu çocuklar versin korkusuz avuçlarıyla.
Pembeyi unutsun kızlar kanmasın toz hayallere,
Eğer özgürlükse mavi ayırmasın çocukları,
Gülüşler eklesin ressam hepsinin gül yanağına,
Gamze gamze dağılmaya.
Ne savaşlar sürsün ne aymazlıklar;
"İnsanın insana bitsin kulluğu."
Yaşanası olsun artık yıkım olmasın,
Ölmesin çocuklar, ölmesin artık,
Oyunlu bahçeler çocukla dolsun,
Durmasın dünya!
Gebze, 19.12. 2017, Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Mart 2023, Sayı:171
15 Şubat 2023 Çarşamba
NEYE BENZER
Yaşamak dediğin kış mevsimine!
Elma şekeridir diyor bilge insanlar,
En çok benzediği yaşamak denen şeyin.
Yanıltıyor insanları bu benzetmeli tanım,
Şekeri ve elmayı hem bulsa hem bitirse,
Şu dünyaya kazık çakmak mesele!
Kış dediğin çok üşütür insanı,
Yaz dediğin özlemindir denize.
Mevsimleri karıştırıp uçmazsan,
Ne tat kalır ağızda ne de tuz değer tene!
Kimi zaman aldırmazsın elmaya ve şekere,
Kimi zaman kıyamazsın yemeye.
Kimi zaman bulamazsın aradığın meyveyi,
Kimi zaman kurtlar gezer elmaların içinde.
Şeker biter, elma biter, uçar gider yılların,
Kuşlar gibi geri dönmez ömürler.
Göçeniyle kalanıyla son mevsimin topraktır,
Çubuk geçmez kazma kürek yerine.
Gebze, 10.7.2021, Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Ocak 2023, Sayı:169
29 Eylül 2022 Perşembe
GÜZEL KEDİLİ ŞİİR
Kuyruğundan havalı bıyıkları neşeli.
Pek bir zarif gülüşü, pozlarıysa sahici
Martının gagasına deniz takılmış mavi.
Güneşi bekliyorken dalga kırmış yüreği
Bulmuş gözyaşlarını ağlamış sarı kedi.
Solmuş lacivert teni yosun kesmiş elleri
Denizin balığı yok, balıkçı çoktan gitti.
Tezgahta dizi dizi yeşim taşı biblolar
Yerde bulup gökte say yedi fil yedi kedi.
Satan al bunları der, alanın oldu evi
Gülümser bıyık altı, gülümser kedileri.
Alalım der görenler sar alalım hepsini
Uzun tüylü kediyle gözleri som maviyi.
Martının kanadına bağlanınca mor kedi
Sanırsın belleği fil, hiç unutmaz denizi.
Ortaköy'le müsemma, Ortaköy Kedileri
Unutulursa küser martıyla ağlar hepsi.
O kadar emek verip severek yazdım ya ben
Korkarım beğenmezler kendi şiirlerini.
Gebze, 26.11.2009, Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Ekim 2022, Sayı:166
5 Haziran 2022 Pazar
ŞAHİT
Ağlıyoruz gözyaşımız bulut oluyor, bulutlar yağmur,
Yağmurlardan sel oluyor inanmazsınız!
İşimiz ki gökyüzüymüş, onu mavi boyamışız,
Kendimizi yok sayarken ak bulutlara sarmışız,
Unutmaktan gayrısı boş umutları çok saymışız!
An gelip devran devrilmiş, toprakta harman hasatsız,
Devranda teker çomaksız, gökyüzü bulutsuz kalmış.
Darmadağın olmuş her şey, ne güneş ne umut kalmış,
Bir bakmışız, arpa boyu yol almışız!
Arpalar ki hep şırasız, şıralarsa çok bozasız,
İşsiz kalmış yalancılar, yabancılar aşa dalmış,
Yerliye yer bulunmamış!
Gelen atmış giden satmış, yüzümüz dayanmamış ki,
Ömür deyip katlanmışız, ömür deyip aldanmışız!
El elde başta kalmışız, işsiz, güçsüz ve parasız!
Madem ki gökyüzümüz yok, madem yenmeye gücümüz,
Elden gelen dilden gelen bu yokluğa derman olur,
Gönlümüzle, yazımızla çağa şahitlik yaparız!
Gebze, 14.2.2010, Ünsal Çankaya
Eliz Edebiyat, Haziran 2022, Sayı:162
23 Ocak 2022 Pazar
SIRLAR DÖKÜLÜR
Anneme döndü her bahar beklediğim rengiyle.
O öğretti bir kokuyu saklamanın sırrını belleğime.
Sığdırmaya çalıştım düşlerimi güllerin gölgesine,
Ah düşlerim, bulut ağdı güneş battı sığmadı içlerine!
Uçup uçup gidiyorlar kimse bilmez nereye!
Şiir olsam okunmazdım belki de dedim yazabilirim,
Sıraladım sözcükleri, yakalayıp, peş peşe...
Kimi dümdüz yazı bile olmadı, kimine el durur berceste dize!
Böyle böyle geçti ömür, ümitlerle oyalarken günleri,
Aynalara sakladıydım yüzümü, aradım, aradım da delice,
Sırlarımı dökmüş, belli, benzemiyor gördüğüm suretime!
Gebze, 26.9.2019, Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Şubat 2022, Sayı:158
22 Kasım 2021 Pazartesi
BEYAZ, SOĞUK VE KİRLİ
Dünya buza keserken uçuşarak yağsa da
İnsafsızdır keskide, vurur evsiz olanı.
Güzelliği tez geçer, çünkü kısadır ömrü.
Asaf demişti hani 'birincilik beyazın!!
Kirle kapar zirveyi tüm renklerin içinde!
Kar beyaz kalacak kadar güçlü değildir.
Basıldıkça çıkar karanlıkları,
Basan ayak donar yoksa botları.
Evi barkı olmayan yoksullar çaresizdir,
Gönülleri yalnızdır, sevgisiz şu dünyada,
Sıcak çorbayı geçin su bile bulamazlar.
Onlar donar yalnızca uzayan zemheride,
Terk edilen canlarla, saçakların altında,
Evliya Çelebi der ki buzken uçar kediler.
Üşümez markaya, kürke bürünen sırtlar,
Üşümez fıçıya dönen yağlı suratlar.
Zemheri üşütmez evi olanı!
Üşüyen sokaktır kar altındaki
Üşüyen yürektir kar altındaki.
Beyaz, soğuk ve kirli!
Gebze, 11.12.2013, Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Aralık 2021, Sayı:156
28 Eylül 2021 Salı
FESLEĞENLER UNUTUR
Çiçekle vedalaşmalısın." İhsan Üren
Her gün konuştum onunla, çabucak büyü diye
Okşadım yaprağını, avucumla, sıkmadan.
Yerleşti saksı boyunca, uzandı göğe dalı,
Kıyamazken dokunmaya çiçeğe durdu biraz.
Susuz kaldığında yandım, nasıl unuttum diye,
Sevincimdi fesleğen, vedasız soldu gitti.
Toprağında kuru dallar, yaprakları çürüdü.
Saksısıyla ağladım kırılıp, dökülünce.
İnsan öldüğü zaman da işte böyle oluyor.
Ardında ürkek bakışlı fotoğraflar kalıyor.
Yaşamla değil de sanki bağı bizle kopuyor,
Kalan ölüm denen şeye bu yüzden inanmıyor.
Son bir diyeceği bekler artta kalan kim ise,
Bir gülüşe eklenecek sevgi, özür ve bakış.
Birçok soru kalır sonra keşke ile büyüyen,
Giden sonsuza uçmadan sorulsaydı denilen.
Özledikçe bilenen bir hançerdir eldeki,
Anımsanır ukdeler, bellektir yenilenen.
Oysa zaman galiptir, insanın soruları
Unutulur zamanda, mevsimlik çiçek gibi!
Fesleğenler tez küsermiş susuz kaldıklarında.
Kokusunu yitirirmiş, unuturmuş seveni.
İnsanlar da unutuyor son sözler edilmezse,
Vedasız unutuyor, hançer kalbe girmeden!
Gebze, 12.10.2014, Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Ekim 2021, Sayı:154
24 Ağustos 2021 Salı
GİBİ
Değilmiş gibi üşüyor gece!
Titriyor bir serçenin suya değen gagası,
Ne zaman ki buluyor ellerini, ısınıyor tünekte!
Sanki denizin güzelliği ırmağın gelmesine bağlı.
Değilmiş gibi azalıyor renkleri!
Soluyor ufkun kırıldığı noktada ışık,
Ne zaman ki buluyor gözlerini, mavileşiyor yine!
Sanki yağmurun inişi bulutların ağmasına bağlı.
Değilmiş gibi duruluyor fırtına!
Sessizce yaprakları düşüyor ağaçların,
Ne zaman ki duyuyor nefesini, çıldırıyor sevinçle!
Sanki ayrılıkların hüznü umutların tükenmesine bağlı.
Değilmiş gibi saklanıyor yalnızlık!
Anlamsızlık yankılıyor uçurumdaki güller,
Ne zaman ki görüyor geldiğini, kayboluyor sesinle!
Gebze, 11.1.2009, Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Eylül 2021, sayı.153