gerçek edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerçek edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2026 Salı

DOĞAL AFET

Güzelliği ironiyle anlatır,
Kalp kırığı içindedir tanımın.
Doğa olayında ironi yoktur,
Hafiften ağıra yükselir yıkım.

Fırtına avunur kar yağdırınca,
Hortum ise doymaz kapıp kaçmaya.
Ne bulsa uçurur öfkeli burgaç,
Söndüğünde yere çalar her şeyi!

İnsan ancak sığınakla kurtulur,
Yoksa kanatlanır dönmeden kuşa.
Büyük yıkım kalır ardına sonra,
Doğal afet denir bu karmaşaya.

Ne uğultu biter ne gürültüsü,
İşte bahçemizden muhasebesi;
Selvi ağacının kökü sağlam da,
Sardunyalar hep dağılmış dünyaya!

Gebze, 12.2.2026, Ünsal Çankaya.
Gerçek Edebiyat com, 20.2.2026

6 Şubat 2026 Cuma

DAHA YAŞAMAK HAKKINDI

(Ali kardeşim için*)

Göğsündeki kuşlar of çekerek ötmeden, iğneler deşmeden ciğerlerini,
Kanın damarlarında sağlık taşırken oksijene doyarak nefeslenmek.
“Yaşamak güzel!” diye okuyorken şiirden, gerçeğin yansıması,
Düşlerin dansı demek, yaşamı da hissetmek, yıllardır bilmediğin.

Oysa bendim sıradaki, sayrılıkların zindanı bedenimin isyanını,
Önce ben yitirecektim, artık yoruldum diyecek, öylece uzanacaktım,
O yattığın kara toprak yayla yatağımmış gibi.
Daha yaşın neydi kuzum, hani nerede huzurun, “mutlu mesut yaşa!” diyen,
Anacığımın diliyle, yıldırım telgraf mı aldın, niye koştun o mezara?

Çoğu zaman dönülmüyor yoğun bakım servisinden,
Mucizeydi ilk dönüşün, nasıl da çaba harcamış, bu dünyada yaşamayı,
Bu kez bilinçle kavramış, adım adım öğrenmiştin, eklemlere hükmetmeyi.
Doğru nefes almak bile yeniden öğreniliyormuş, başarmıştın,
Makinesiz, hem alıp hem de vermeyi.

Biliyorum, bir vedaydı sessiz, çaresiz yatışın,
Biliyorum, tekrarı yok artık bu son bakışının.
Ocak ayı sona yakın, bahara ise uzaktı.
Bahara çıkıldığında ölmem sanırmış eskiler.
Oysa sevdiklerimizle yalanlamıştık onları,
Kışa kaptırdığımız çok, bahardaysa az değildi.

"Çok yoruldun, uyu" dedim, kabullenip gidişini,
"Hoşça git" dedim ardından, sanki onu duyamadın,
Ama duydun sevdiğimi, rüyalarınla anladın.
Bana hep gülen yüzünle seni kalbime sakladım.

'Uyuyup uyanamadın', öyle işte kara gözlüm, şair de öyle demişti,
Umudumuz tükenmişti, bu kez mucize ummadık.
Nasıl çoktu uğurlayan, el sallayan, veda eden, gerçek seven.
Ölümle saltanat olmaz, görebilsen aldırmazdın!
Yine de güzel olmalı sevip sayılarak veda, içten akan göz yaşıyla.
Çünkü çok zor şu dünyaya hiç sevilmeden tutunmak!

Gebze, 5.2.2024, Ünsal Çankaya.

(* 20 ocakta girdiği yoğun bakımdan geri dönemedi canım kardeşim. 5 Şubat gecesi onu hastane morgunda gördüm, veda niyetiyle belki kara gözleri ve dudakları açıktı. Dokundum yüzüne, kapattım gözlerini. "Hoşça kal kardeşim" dedim...
Sessizdi, konuşmadı, her zaman yaptığı gibi sallamadı elini ve "görüşürüz!" dediğini duymadım.)

Gerçek Edebiyat com, 5.2.2026

21 Ocak 2026 Çarşamba

HOŞ GELDİN IŞIK SELİ

Öyle beklenmedik,
Öyle sevecen,
İçten,
Geliyor ve vuruyorsunuz ki…
Her yıl,
İçim bahar oluyor.

Dönüyorum o çıldırtan rayihanın içine,
Gülümsüyorum, içime çekiyorum,
Hazine gibi gizlemeye kokunuzu.
Anılarım hep en güzel günlerle,
En unutulmaz sevgilerle,
Sevdiklerimle,
Canlanıyor içimde.

Işıldayan gözlerle izliyorum,
Bembeyaz kanatlarla,
Sarılmış safran gibi,
Yeşil dallar üstünde neşeli nergisleri.

Bir sevgili geliyor hayaliyle,
Kış günlerinin tüm ayazını uzaklaştırıp,
Isıtıveriyor içimi yine.

Bir dostluk geliyor içtenliğiyle,
Kendiliğinden güzelleşip büyüyen,
Mesleki bir dayanışma içinde,
Karaburun' dan imbat gibi esen yeliyle.

Öyle mutlu oluyorum ki her gördüğümde,
En doyulmaz sohbetlere dalıyorum günlerce,
Buzlu sularda yaşatıyorum nergislerimi.

Işık ışık gülümsüyorlar, içime,
Ölmeyecek bir umut yerleşiyor.
Ege diyor yaşamın başladığı yer işte,
Yaşatıyor, yaşatacak düşlerini sevgiyle!

Gebze, 10.1.2008, Ocak 2026, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 20.1.2026


20 Aralık 2025 Cumartesi

KIRLANGIÇ HAYALLERİ.


Özgürlük işte. Gökyüzümüzde.
Özlenen, beklenen, istenen ve dilenen.

Kalbimiz bildiğimiz o baharlı mevsimde.
Körfezin diğer ucundaydı zaman.

Sevgiyle.
Hep.
Sevdiklerimle.
Güzel... Mavi... Umutlu...

Kırlangıç ömrün hikayesi de böyle.
Ne kadar sürerse sürsün değil elbette.
Nasıl yaşanırsa yaşansın değil.

Güzel... Mavi... Umutlu...
Sevdiklerimle.
Hep.
Sevgiyle.

Körfezin diğer ucundaydı zaman.
Kalbimiz bildiğimiz o baharlı mevsimde.

Özlenen, beklenen, istenen ve dilenen.
Özgürlük işte! Gökyüzümüzde.

Kocaeli, Nisan 2016, Gebze, Ağustos 2025, Ünsal Çankaya.
Gerçek Edebiyat com,  19.12.2025



24 Kasım 2025 Pazartesi

DİNLİYORUZ

Günler değil aylar oldu birden bire kayıp oldu,
Gidişi son gidiş miydi, vedasızdı, anlamadım.
Dönmedi, aramadı, belli ki çoktan unuttu,
Yüreğim diyor ki bana bulut olsa buluşurdun.

Yokluğu değil ki üzen, boşluğuna alışmıştım,
Varlığıysa hiç değildi, üzse de aldırmamıştım.
Alışmıştım gölgelere, bilmiyorum ki niçin,
Varlığına eş yokluğu, niye şaşıyor içim?

Utanmıyordu geceden bensiz şarkılar dinlerken,
Kimselerden çekinmeyip yapa yalnız raks ederken.
Severdi aşık olmayı gün gölgesini ezerken,
Hem ister mi aşksız ölmek ay burcuna yükselirken?

Yaşam bu diyoruz şimdi yaşamlar erken biterken.
Yağmurlar iniyor gökten bulutunda biz olmayan.
Bir plak daha dönüyor, eşliğimiz tiz seslerle,
Son avazımızda şarkı, plaksa Zeki Müren`den.

Gebze, 21.7.2014, Kasım 2025, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 23.11.2025 

31 Ekim 2025 Cuma

AY İNER İNCELİKLE

İnince yeryüzüne,
İn, ince ince, ay kızım ay,
Işığını sal sere serpe, sarıl denize!

İnince, incelikler içinde,
Bir ışık demetiyle,
Uzanıver sevdiğinin eline.
Elleri, ellerin, sevdiğin -eller- ince...
Ay kızım ay, tutuşsun denizler seni görünce!

İn, şimdi,
Deniz seninle.
Sen denizin içinde...
Mutluluk budur deyip yetinme!
Aç gözlerinin perdesini,
İndir üzerinden gecelerini.
Dahası var denizleri sevmenin,
Dahası var deniz sevip yitmenin...

Şimdi, en önemli işin sevilmek,
En önemli işin sevişmek deniz ile.
Sevişmek ki yüreklice, ölesiye, delice...
Sevişmek dalga dalga savrularak sevişmek,
Sevişmek ki kıyıya serilene, soluğun tükenene dek,
Med zamanı taşarak, çekilerek cezirde, ay kızım ay...

Işık ışık ellerin, ay kızım ay, salıver ışığını derinlere,
Sevdiğin boyun bükmesin, yakamoz yakamoz ışısın diye,
Işık ışık yüreğinle ay kızım ay, sarılıver sevdiğin denizlere.

Gebze, 13-14.01.2007, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 31.10.2025





13 Ekim 2025 Pazartesi

SAKLAMBAÇ

Bir oyun bu küçüğüm, deme hiçbir şey, denizlerine
Yaşamla dalga geçmek değildir mavilikler
Dalgaları say, serilirken derine.
Deniz dediğin uykuda düşler demek
Yuvası martıların, unutkan balıkların öyküleriyle.

Sana öğretemedim, özlemler nasıl büyür
Nasıl yanar ellerim tutmuyorsa elini
Değmiyorsa alnına ateşin yükselince
Nasıl büyürdü kaygım uykusuz her gecene
Yaşlanırdı gözlerim yağmura eşlik diye.

Uyu oğul, uyu, huzurla, güvenle
Gün olur uyanırsın sevdiceğinle
Bahar ol, ilkinden, sonu değil, sonu bilme
Masalların sonunu da kitaplarda okudun
Uyuyakaldığın gecenin ertesinde.

Bir şiirle anlatılmaz mutluluğu uykunun
Rahat olsun uykuların, rüyaların hep güzel
Sen düşünde gerinirken yazların
Ben sayarım uyuduğun yılları
Güz bitmeden yaşarız belki yine
Sımsıcak sardığını, sevgiyle baktığını
Karakış inmeden annenin gözlerine.

Unutursun korkumdan
Unutturmuyorum öğütlerimle
Bir saklambaç bu, oyun değil, yine de
Sen saklan, iyi saklan, yüreğimin içine.

Diyeceğim ki kar indiğinde
Son nefesimle, son bir öğütle
Güzel yaşa oğul, sağlıkla yaşa
Güzel sev sevdiklerini, öğrettiğimce
Kur yuvanı bir güzelin kalbine.

Gün olacak, buluşacağız elbet
Çocukken öğrettiğimce kapatıyoruz gözlerimizi
Hemen bulma, hemen bakma, yıllar geçsin, özle, özledikçe
Yıllar geçer peşimde, bulursun.

Elim sende!

Gebze, 29.12.2005, Ekim 2025, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 12.10.2025

23 Eylül 2025 Salı

SONBAHAR PATI

SONBAHAR PATI

Sonbaharı tinde duymak hüzün veriyor insana,
bir adım sonrası uçmak, belki de sonsuzluk oysa.

Beyaz, sarı papatyalar karamsarlık yasak diyor,
ne umarsan baharda var, dayan bir mevsime daha.

Susun biraz, sessiz olun, duyduğumu duymayanlar,
biraz susun, bahar bitmiş, artık ömrüm hep sonbahar.

O ömür ki kışın üşür, yazın donar, son demlerde,
bahar görmese de olur, dört mevsimi kan revanda.

Yangınları çoktan söndü, epey küllendi anılar,
hiç köz saklamadı yıllar canına öz doldurmaya.

Umut ölü, mevsim olmaz art ardına dönen aydan,
kasım patlayınca değil yazlarına yağar karlar.

Gebze, Aralık 2012- Eylül 2025, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 23.9.2025



27 Temmuz 2025 Pazar

AVUNAMAYIZ

AVUNAMAYIZ

Avunursunuz diyorlar ya zamanla,
Avunamayız!
Onlar ölünce birden büyürmüş çocuk,
Doğa emriyle.
Bence bu yalan avutamadı asla
Yanan kalbimi.

Önce annemdi ölüme kaptırdığım,
Hiç büyümedim!
Öksüzlüğüm ki teyzelerim olmasa,
Çok yakacaktı.
Dayandı özüm,
Ardımdaki dağımla çoğaldı sözüm.

Babam dağımdı derken doğruydu dilim,
Birden yıkıldı,
Kayboldu yolum.
Ardından ağabeyim, Ali kardeşim.
Dünya durmazsa yangınlarım sönemez,
Bitti gözyaşım!

Akıp geçerken,
Kendi yolunu bulup, dağ olsun diye,
Bir oğul verdim sevdiğimle dünyaya.
Su niyetiyle,
Bir ak duadır ona dilediklerim,
Yerini bulsun!

Ecel beni de alır, yaş yetmişi aşınca,
Unutulmazsam.
Unutsa ölüm,
Çaresizlik içinde sürüneceğim.
Çünkü yoruldum, yetemeyecek gücüm,
Dağa dönmeye!

Gebze, 11.1.2025, Ünsal Çankaya


Avunamayız dedim. Çünkü kısaca bir eksilme öyküsü var bu şiirde... 
Eksiliyorsak eğer...
Avunamayız...

İşte anne-baba ve beş çocuklu bir aile... Şiir bu fotoğraf...  Yıl 1968.
On yaşımdayım ben. Kardeşimin yolda bulduğu minik kaplumbağaya bakıyorum. 
Babamın üstünde dışarlık giysisi, lacivert demiryolcu takımı... Şapkası eksik, onu sadece görevde takıyor. Ablamla bende bir komşumuza bayramlık diktirdiğimiz elbiseler... Zaten yılda bir giysim oluyor, sıra gelirse... Gelmezse ablamın küçüleni bana... Yeni olsun diye hiç diretmedim... Hiçbir yaşımda umursamadım giysiyi filan... Halen de kendim tadil eder giyerim biraz daralanı, kısalanı... Kendim örerim kazaklarımı.

Bir hafta sonu gezisinden bu fotoğraf... Ortanca dayım öğretmen olarak yakın bir köyde ve fotoğraf makinesi onun, hafta sonu olduğunda bize geliyor, annem kardeşi geldi diye heyecanlı, mutlu... Ne yedirsem de mutlu gitse kardeşim derdinden gayrı derdi yok... Hepimiz yanındayız çünkü...
Kaplıcaya gitmiştik o gün, kızlar kadınlar, erkekler erkek hamamında, havuzlarında dertten kederden arınır o kaplıcanın suyunda... Ben çabuk hasta oluyorum diye esintili havadan nem kapmamam için ıslak saç örgülerim pamuklu eşarpla bağlı...

Aile olarak beşimizin aynı anda olduğu sadece dört fotoğrafımız var, bir tek bunda ailemiz yalnız, diğer üçünde büyük dayım, ailesi, çocukları ya da dedeler-babaanneler filan var... Yani bu fotoğraf eşsiz bir şiir. Bakan herkes kendi şiirini hayal edebilir elinde tek bir kare fotoğrafları olmasa bile. Çünkü biz bu fotoğrafta tastamamız. Eksiksiz bir aileyiz. Mutluyuz. Huzurluyuz. Birlikte bir gezideyiz.

Sonra...
Dağıldık. Ağabeyim Eskişehir'e matbaa çıraklığına... Ablam evlendi öğretmen olduğunda... Kalan üçümüz uzak yerlerde üniversite okumaya. 
Sonra eksilmeye başladık.
Annem gitti önce ölüme, yıl 1990... Babam  2007...  29 Temmuz... O yıl da böyle korkunç sıcaktı hava...  Sonra ağabeyim... Mart 2020... Sonra en küçüğümüz... O masum çocuk... Şubat 2024. Eksildik... En çok da onun gidişiyle eksildik... Eksilmekle kalmadık... Biraz dağıldık... Biraz mesafelendik... Arayıp sormaz olanları arayıp sormak istesem de artık harekete geçmek gelmiyor içimden... Acıya dayanma gücüm kalmadı da biraz uzak olana daha az üzülürüm mü sanıyorum ne... Belki öyle olur... Belki de onlar benim ardımda kalır da fazla üzülmesinler için... Karışığım yani... Karmakarışık...

Fotoğraf Altı Yazıları serisinde çok yazım var yedekte, ama bu şiir bu fotoğrafla, hatta bu yazı ile birlikte bu ay için yayımlanırsa... Ruhu şad olur babacığımın... Kıvırcık kızım beni yine unutmadı der belki de, gittiği yerde belleği yerine gelebildiyse... 

Kalan tüm sevdiklerime sağlık diliyorum, (Benimkisi biraz sıkıntılı bu ay da, düzelteceğim ama- çünkü üç aydır diyetteyim) Sağlık dilemekten başka elimizde kalan da umut, ülkede barış ve huzur içinde yaşamaya ilişkin umut...

Gebze, 26.7.2025, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 27.7.2025

7 Temmuz 2025 Pazartesi

ADINI SABIR KOYDUM

 ADINI SABIR KOYDUM 

Öyle çiçeklerim var ki evimde, bilmiyorum yaşlarını,
Nasıl geldi, nerde buldum gönlüme kardeş diye.
Kimi toprağını sevdi, coştuğumca coşuyor,
Kimi saksısını sevdi yalnız sarıldığı o.

Kimi her mevsim açıyor kimi zamansız güleç,
Kiminde bir yaprak görmek alırken aylarımı,
Yılda bir kez açmayana öykünmesinler deyip,
Adını sabır koydum menekşelerin!

Ömrümü anlatıyorum gün solup gidene dek,
Bu yaşıma nasıl geldim, niye sevdim bilsinler.
Oğul verdiğim dünyada içimi kanatıyor kaktüslerin dikeni,
Adını kahır koydum özlemelerin!

Bahar olsun istiyorum balkonumda dört mevsim,
Gördüğümde gülümseme yayılsın gözlerime. 
Damar damar yaprağına yürüyorken can suyum,
Adını ömür koydum güzel yaseminlerin.

Solacaklar mı diyordum ben toprağa düşünce,
Dağılıp dağıtacaklar mı, ölüm nedir bilince.
Ne konuşanları olur ne de su verenleri ve kim bilir,
Hangi derdi döktüğümü her birine her gece.

Güzelliği destan kalsın istedim, ölmesinler ardımdan,
Bu yüzden her birinden çoğalttım fide, çeltik,
Dağıttım isteyenlere, çiçek dili bilenlere,
Bu yüzden artık adını ölmez koydum çiçeklerin.
Ölsem bile yaşayacak, sevinçler çoğaltacaklar,
Verdiğimde mutlu olan dostların pencerelerinde.

Gebze, 26.4.2006-2024, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 7.7. 2025






23 Mayıs 2025 Cuma

OYUN GİBİ

Oyun gibi başlar her şey, bir tiyatro sahnesi,
Yaşamlarımızı yutar tozlu sahne gerisi.
Seviyorum dediğinde inanmıyorsa erkek,
Aşktan ölüyorum dese asla inanmaz kadın,
Bir ömür sürer böylece karşılıklı bu oyun!

İnceden bölerim kalbimi, her köşesi sevgidir,
Tüm parçalar sahibinin sevmesine özgedir.
Tüm parçalar sahibinin almasına özgedir.
Vazgeçemem hiçbirinden ne yardan ne serimden,
Her birine yetişecek sevgim var yüreğimden!

Çünkü benim tüm gerçeğim değerli sevgilerim,
Her birinin yeri ayrı yaşarım tüm gönlümle.
Çiçeklerimi severim, severim dostlarımı,
Yaşam oyun desem bile gerçektir sevgilerim!

Gebze, 27.3.2006-2025, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 22.5.2025


25 Mart 2025 Salı

EL EMEĞİ GÖZ NURU

İğne ile kazdığımız kuyuysa ömür denen,
Kanaviçe işler gibi gül koymalı her gününe,
Danteline bir motif, çemberine gül oya,
Tersi yüzü bir şiir olsun rengarenk heceleriyle.
Söküvermek kolay olmaz öylesi büyüdükçe.

Öğrencelik deniyordu işlediğim ilk mendile,
Dürüp de saklamış annem, bohçadaydı benimkisi.
Çağla yeşili bir ipi bin yaprağa döndürmüşüm,
Bulduğumda göz yaşımı kuruttuydu gündüz gece.

Ustalığıma ördüğüm örtü oldu bir yatağa,
Metrelerce beyaz motif eklendiydi diğerine.
Suyuna gitti çarşafın, bembeyaz ketenliğine,
Zincirlenip dantel olan 'Ören Bayan'ın ipleri, 
Göz nurumla yetişmişti ablamın çeyizliğine.

Öyle uzak ki o yıllar, hayli zor anımsıyorum,
Ayrıntılar uçup gitmiş ve belleğim sis altında.
El emeği renklerimiz çoktan sarardı sandıkta,
Kimse beğenmiyor artık, fabrikasyonu revaçta,
Hayatımız roman değil, olamayacak zamanla.

Ama bizlerdik yaşayan, hepsi de bizde kalacak,
Çünkü hepimizin vardır ezberinde bir şiiri,
Gül kokulu kâğıtlara inci harflerle yazılan.
Kalbinin ta köşesinden, belki çocukça, acemi,
İmge, simge, ironi ve metafor nedir bilmeyen.

Elbet içtenlikle dolu ve sevdamızla büyüyen,
Cümlecikler dizmedik mi, devrik, düzgün, az ezgili,
Bu yaşamda izi kalan, birkaç dostta anı olan.
Her dizesi yaşanmışsa kime ne ki biçiminden,
Muhteşem olamayışı pek göreceli değil mi?

Gebze, 27.8.2023, Ünsal Çankaya
Gerçek edebiyat com,  26. 3. 2025


8 Mart 2025 Cumartesi

HEMEN ÖNCE BİRAZ SONRA

HEMEN ÖNCE BİRAZ SONRA

Yıldızların yalnızlığında, ufkun ıssızlığında,
Dinleyip anıları özgün fısıltısında,
Anımsar mısın, düşlerimi, anlattığımı sana?

Ne çok konuşmuştuk, ölüm öncesi ölümden,
Aşk öncesi aşklardan, ayrılıklardan.
Ne el ele tutuştuk, ne söylendi sevgimiz,
Bir ukde kalmış mıydı o günden aklımızda,
Sormadım, sormadın, yüz yüze bakışınca.

Yağmurdan önce yağmuru konuşmuştuk,
Kavuşmalardan önce buluşmaları.
Yitirdiklerimizi konuşmuştuk acıyla,
Dökülen gözyaşımız kururken pınarında.
Sonra sonbaharları, yaprakların kızıllığını,
Bilinmezliği konuşmuştuk bilinçle, bilimle,
Dostluğun saran sıcaklığında.

Ölümle yaşam arasına sıkışan ruhlarımızla,
Sevişmeler bundandı, koşarcasına.
Yağmurdan sonra çıkan gökkuşağında,
Islanan topraktan yükselen o kokuyla.
Aklığında kartopunun, kışın uzunluğunda,
Sobanın alevinde, demli çay buğusunda,
Tutunmak yaşamın o titreten hazzına.

Yıldızların yalnızlığında, ufkun ıssızlığında,
Dinleyip anıları özgün fısıltısında...
Yaprakların damarlarına yürüyen özsularda,
Yorulmuş gibi yaşamanın hızıyla,
Vurulduk nedensiz, karıştık durgunlara.

Anımsar mısın, sevgili bile olmadan daha,
Birden bire ayrılmıştık, uzaklaşıp, dostlukla?
Ölümden az önceydi, kalımdan biraz sonra.

Gebze, 4.7.2009- 2025, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 8.3.2025

24 Ocak 2025 Cuma

KALIR MI?

Onca sevdiğim türküyü niye sevdim bilen yok,
Hangi duygumu taşırdı daha ilk nağmesinde,
Olmayacak hangisine hangi sesle eşliğimin belgesi.

Nice kitaplar okudum, şiir, öykü, deneme,
Bilime giriş diliyle, kurguyu, bile bile,
Yaşanmış olmalı dedim, çok benzerse gerçeğe.

Nicesini bitirmedim, sevmedim akışını, bırakırken bir yana,
Nicesinde olsa dedim mümkün olsa hiç bitmese bu kitap.
Nicesinde okuru say, sandığınca ahmak değil dedim onu yazana,
Kızdım parsa toplayışa, yayınevinin hırsına kasten ortak olana.

Bunları bir tek ben bilsem kalmayacak ki yarına,
İnsan ölür, adı kalır ardında, belki yazdıkları da,
Ben duyguları da kalsa ne iyi olur derim.

Turabi dost ‘bir gülüş kalır mı’ yı soruyordu gitmeden, 
"Kalır elbet!" demiştim, çok da inanmayarak, dalıp fotoğraflara.
Erkenden çekip gitti, sessizce ve dervişçe, ölüme hoş bakarak,
Şiiri kaldı bize, sesiyle sazı kaldı, gülüşü fotoğrafta neredeyse kahkaha,
Kendisinin yokluğuysa anımsadıkça sızı.

Bir yıl sonra aynı dertle kardeşim de yıkılacakmış meğer,
Meğer ondan da bize son gülüş kalacakmış.
Anımsadıkça yüzünü canımız yanacakmış,
Bilmiyorduk o zaman, umutluyduk her zaman,
Öğretti yine devran.

Gülüşünü aldı gitti fotoğrafları duruyor,
Canımın içi kardeşim yerini hiç tutmuyor.
Ama insan tuhaf bir şey, artık yaşamam sansa,
Günler, aylar, yıllar geçse aynı ateşle yansa,
Kalpte kalana tutunup, sürünüyor, ölmüyor...

Gebze, 22.1.2025, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 24.1.2025.


10 Aralık 2024 Salı

SAVAŞIN ADI OLMASIN!

İnsanın insana zulmü, gamsızlara bedava film,
Kurşunlar, obüsler, füzeler uçuşuyorken havada,
Karışıyor birbirine kopan kollar ve bacaklar,
Acımıyor ki hiç kimse gerçekten gerçek olana.
Paralı askercikler savaşta gönüllü adıyla.

Dünyada savaş hukuku, hukukun kuralları var,
Oysa ne asker namusu ne de kural kaldı çağda,
Keskin nişanla vurulu sivilleri, okulları, çocukları.
Tanklar, toplar parçalarken ayırmıyor ki kimseyi,
Sonrası virane kentler, babasız çocuk gözleri.
Ölüm aynı dinden diye, dilden diye ayırmıyor, kollamıyor,
Irk diye söze başlayıp başkasını kul saymıyor.

Ekonomiler hep dipte, insanlar yaşam derdinde,
Ama semirenler de var, her bir savaştan beslenip,
Kan dökmeyi azmettirip, kenarda seyre dururlar,
Onca savaş silahını boşuna mı yapıyorlar, satmaları da gerekli,
Savaşlar ve savaşanlar ihaleyle seçiliyor, tek günlüğü üç otuza.

Savaşlar başladığında, kuralsızlık taçsa başa,
Herkes top çevirse bile kimse kaleye geçmiyor,
Bu yüzden işlenen suça insanlık suçu demiyor,
Soy kırmanın dehşetini duyurmuyor insanlığa,
Yaşananlara bir anlam, ad vermek çok olanaksız.
Adı olursa savaşın kanıksanıyor ölümler,
Bu yüzden adı olmasın, giremesin kitaplara.

Ülkesini bırakarak terke kalkmasın insanlar,
Yurtsuz yuvasız kalmayı göze almasın hiçbiri,
Ele muhtaç olmasınlar, olmasınlar sığınmacı!
Savaşı oyun sanmasın o ülkenin çocukları,
Oyuncak hiç sanmasınlar, silahları, ölümleri,
Kapat oyun konsolunu, biter sanmasınlar artık!
Yayınlanmasın haberi, izlenmesin evimizden,
Kapandığında o ekran savaşlar sürmüyor gibi.

Kıyıma karşı çıkmalı, savaşta neden sormalı.
Nedende gerekçe ve hak...
Nedensiz savaş olursa eğer ne hak kalır ne de hesap,
Zaman aşamaz üstünden, gün olur bulunur Bağdat!

Adı belli yaşananın, acının adresi insan, pasaporta işlenmiyor,
Vizesiz geziyor ölüm, flu değil net karede insanın gördüğü zulüm!

Gebze, 24.3.2022, 8.11. 2024, Ünsal Çankaya.
Gerçek Edebiyat com, 8.12.2024




7 Kasım 2024 Perşembe

SERAP

Serap ki çöl sıcağını buza döndürür görme,
Buzullar içinde canın eştir yalnızlığına.
Ne serap gör ne çölde gez, mümkünse bir vadide dur,
Yeşilliği, sularıyla cennet bura desin kalbin,
Zor gelmesin yalnızlığın ıssızlığın ortasında.

Dağlar yükseldiyse vadiler derin, yükseklik ki dağın dermanı değil,
Başındaki duman sis olur iner, sisler bulutlanır göğe varınca.
Suların özlemi büyük denizler, yokuşları aşar dere olunca.
Kavuşmayı diler bahar dalıyla, uzanıp toprağa sızmadan önce.

Derler ki ilkbaharlarda güneş aldatmasa kimi ağacı,
Daha mevsimi olmadan çiçeğe durdurmasa,
Günü gününde tomurcuk her dalda bin patlasa,
Çekirdeği, ballarıyla meyve meyve donansa,
Dünya açlık mı çekerdi Afrika'da, Asya'da?

Heyhat! Tüm çiçekler ilkbaharda çok cahil,
Ağaçların gördüğünü bilmiyorlar gülerken,
Çiçeğe duruşlarını bekletmiyor Nisan'a.
Bilmiyorlar ilk baharla kış geriye dönüyor,
Dökülüyor tomurcuktan meyve özü çiçekler.

Mart kapıdan baktırır diyor bizden eskiler,
Kazma kürek yakmayı öneriyor deyimler.
Bir serabın ettiğini bilseydi tüm erenler,
Ne susuz bırakırlardı çölleşirdi yürekler,
Ne buzları eritmeyi düşlerdi kor ateşler.

Doğa dengeyi kurardı her zamanki döngüyle,
Doğal seleksiyon derdi kalpleri yaksa bile.

Gebze, 17.3.2013-2024, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 7.11.2024

15 Ekim 2024 Salı

AVUNTU

Serçeler, kargalar, kumrular, martılar, kırlangıçlar,
Çığlık çığlık haykırsalar, sokaklarda, çatılarda,
Duymuyoruz seslerini, şehirler çok gürültülü.
İnsan diğerini değil kendini bile duymuyor,
Kuş cıvıltısı duymayan kulaklarsa esrimiyor.

Güneşe çıkmalı dedim... Uzanmalıyız köylere.
Vitaminim dolsun diye, hem de bayram öncesinde.
Gölgesine o ağacın, taşınır sandalyemizle,
Oturup sere serpile, kapayarak gözümüzü,
Neşeli sığırcıkların ötüşünü dinlemeye.

Özlediğimiz aslında doğduğumuz köy elbette.
Gidemiyoruz onlara, uzak diye, ama ne gam!
Evimiz barkımız yok ya buralardaki köylerde,
Hısım, akrabamız da yok, çıkmaz birkaç tanışımız.
Fazlası olur yine de, yaşanır zaman diliyle.

Yılda iki ürün alıyorlar buralardaki insanlar,
Elbet ehven oluyorsa havalar ve de yağmurlar.
Büyük şehre bağlanmışlar, bunun artı - eksisi var,
Sağlık için bol kuyruklu kuruluşların yanında
Pazar pahası aratır market sayılan bakkallar.

Tazecik diyor tezgâhlar, dalından diyorlar hemen,
Halden gelmedi inanın, hepsi organik diyorlar.
Organik sevdiğim dünya, yine yalan bu masallar,
Yazanlar öyle yazıyor,  inananı kalmasa da.
Tarlayı dolanan çitler gözlerimizin önünde,
İçlerinde ne arıyor gübre yazılı çuvallar?

Yine de koşturuyoruz toprağına basmak için,
Yeşiline doymak için, kuşlarını duymak için.
Vitaminde D bulmaya, taze sağım süt almaya.
Köyümüzde sanmak için.
Kendimizi kandırmaya.

Güneşe çıkmalı dedim, çıktık işte, gün güzeldi!
Gönlüm bugün güneş ile hemdert oldu a dostlarım.
Dinleniyorken altında meyve vermeyen ağacın,
Yuvalarındaydı, gördüm, yavrulu eş sığırcıklar.
Mutluluğumsa katlandı, sevinçle cıvıldıyorlar!

Gebze, 26.6.2023, Ünsal Çankaya.
Gerçek Edebiyat com, 14.10.2024

8 Eylül 2024 Pazar

İÇİMDE BİTEN

İÇİMDE BİTEN

Soldum ilk maviyi yitirdiğinde, soldum gül gibi.
Sanki ekmek, gaz, tuz bitti gibi içim de bitti,
Sen de gelme öyleyse çabucak unut beni.

Ellerim çok üşüdü, sensiz, yüreğimse buz gibi,
Dağlar denizlerine kavuşmuyor yıllardır,
Daldığım bu derinlikte aradığım sevgiydi.

Artık tüm sahillerde yalnız beklesem olur,
Ufuk sonsuzluğunda kaybolan gemileri.
Beklesem ölümü de ölen soy filler gibi.

Kalbim fil mezarlığıdır sanacaksın şimdi de,
Oysa bin bir duygumu aynı yürek taşıyor,
Yüküm ağır değil bana yorulsam da uzak dur.

Çıkmaz sokakta değilim, sesim uçurumlarda,
Sensizliğe yol alırken yankım dinliyor beni.
Unut dedim ya unut, içimdeki sen bitti.

Gebze, 3.1.2009, 2024, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 7.9.2024

5 Ağustos 2024 Pazartesi

KARANLIK GECE

Kork artık!
Bir kez kavradı ya kökü toprağı,
Bu ülke,
Bu gençlerle durur ayakta,
Yıkılmaz artık.

Bağnazsın, yeşeren umudu biçen.
Aymazsın, Gezi`de Park`ı görmeyen.
Bir karabasansın, geçici ömrün,
Uyanınca artık hiç görülmeyen.
Karanlığıyla çöken gece;
Kork artık!
Aydınlık yakın.

Aydınlık ekmek ve su,
Aydınlık kitap ve gülüş,
Aydınlık umut ve düş,
Yüreklerinde.

Suyuna direnirken,
Gazına direnirken,
Tozuna direnirken,
Bu gençler ülkesini sevmekte,
Ülkeyi sahiplenip,
Kurtuluş derlemekte
Biçtiğin her çiçekte!

Karanlık gece
Kork artık!
Umut var her yürekte!
Umut ki karanlığa direnen tek ışıktır,
Süt olarak emdiler anaların göğsünde.
Kork artık ey karanlık
Aydınlığı kurmakta bu gençler o ak sütle!

Gebze, 16.06.2013, Ünsal Çankaya.
Gerçek Edebiyat com, 4.8.2024

9 Temmuz 2024 Salı

TAB TAB TABACIK

TAB TAB TABACIK

Düşlerim uzun yıllardır karlı dağların ardında,
Azıksız azıttım diye bir masalın ormanında,
Son trenin vagonunu ayırıp sonsuz durakta,
Sağ kalıp da bir yerlerde çıksalardı karşınıza,
Beni değil onları mı anımsar ve yanarsınız?

Ellerinizle dokunur, sımsıkı sarılıp belki,
Sevinirsiniz bir dostu yıllar sonra görmüş gibi.
Gönenen kalbiniz o an beni de anımsıyorken,
Görür görmez yiterlerse sonsuzluğun yamacında,
Tez yitirme acısıyla belki çok sarsılırsınız!

Ah, neydi o günler konamadan dil ucuna,
Neler de paylaştık akar sözcüklerin damarında.
Yitseler de bulunmuştu duygusu ağır basınca
Uçsuz bucaksız sonsuzda aramalı der misiniz,
Bulmalı tüm kaçakları düşler sahipsiz kalsa da?

Bir kedi bile buluyor kaç şehir öteye atsan,
Yuva saydığı son evi, sahibi olan insanı,
Düşlerim geri dönmedi, aramaya kalkışmadı!
Onların terk edişiyle belki inancım kalmadı,
Belki de kalbim onlara dönüş kanadı takmadı.

Unuttuğunuz sesimle, küskün gözlerimi çalıp,
Çığlığımı çıldırtarak kaçtılar belki de benden.
Ormancı üvey anneden aldığı sert son emirle,
Tutup iki çocuğunu azıttı orman içinde.
Tab tab tabacık der o masalın nakaratı,
Ne çocuklar ne de düşler terk edilmez, yapma demez...

Çocukları cadılar yer kayboldukları ormanda,
Düşleriyse seller alır kurulamaz bir insanda.
Her masalda mutlu son yok, elmalar artık çürüdü,
Terk ediş istasyonlarına gelemeyen boş trenler,
Rayların tıkırtısını eklemez kederinize!

Gebze, 15.9.2008, 2024- Ünsal Çankaya
9 Temmuz 2024, Gerçek Edebiyat com.