DAYANAKSIZ
Suya inerlerdi duvarımızda,
ipekti, incecikti rüyalarımız,
Çocuk hülyalarımızla dağlara
çekerdi sanki tabloda dostlarımız.
Elimizden yaprak yerdi, ne
verirsek yerdi her biri geyiklerin.
Dokunurduk ayaklarına,
sırtlarına, dudaklarına,
Sular bulanmaz, ama artardı
maviliği o minik derelerin,
Gökyüzüne yol yapardık
avcumuz yanana dek,
Yollar bizi döndürürdü
oyundaki ovaya.
(Ne annem ne babam kaldı bir
kerevette yaşlanıp,
Kemikleri yoruldukça oturup
da sırt dayayan.
Ne de ağabeyim var artık -Ev
böyle duracak!- diyen,
Gidip, görüp, durduğuna
gözüyle görüp inanan.
En son onunla gezdiydim
ıssız, sessiz odaları,
İlk gençlik yıllarımızla
eşleşip adımlıyorken,
Kimse uzanıp bakmadı ne
yataktan ne mutfaktan.
Ağabeyim de anladı yıllanmış
tüm mobilyalar,
Böyle susacaklar artık,
bizsiz ölecek anılar.)
(Sindirmeye çalışsam da
sinmiyorlar yüreğime,
Başıma yıkıldı çünkü kurduğum
kâğıttan kule.
Bu dünyada sevgisizler
doyuyorlar mala mülke.
Meğer zaten bekliyormuş bu
son dokunuşu dünyam,
Dayanaksız kalmak yetti,
yıktım eski duvarları.)
Halımız aynı duvara kaç kez
yıkanıp asılmış,
Ne ağaçlar azalmıştı, ne gök,
ne su, ne geyikler,
Ama onlar da daraldı akıp
duran zaman ile,
Üstlerine yağan tozu
silkeleyense kalmadı.
Evimiz yapyalnız şimdi,
halıda havlar azaldı,
Yaşlandıkça ölüp gitti bizi
tanıyan komşular.
Dayanaksız kaldı duvar, dedim
orda ne işim var,
Varsın ağlasın anılar, ben
bile duramam artık,
Zaten can yok ki özümde akıp
bitsin son damlalar.
Dokundum da hayalimde,
uçuştular gökyüzüne,
Anılar siyah beyazken renkler
biraz havalandı.
Yine çağırdılar beni o bir
avuç maviliğe,
Özgür yaşama düşünü bizde
unuttuydun diye.
Şaştım biraz, hiçbirisi
yaşlanmamış, yavru geyik hâlâ yavru,
Annesi su içiyor, içtiği su
yine temiz, hem de asla bitmiyor,
Geyik baba çok boynuzlu, o
azametli duruşla yine ovayı kolluyor.
Anne geyik annemizdi, baba
olanı babamız, yavru geyikler hepimiz.
Toplanır gelirdi hepsi
umduğumca yaşansaydı bize verilen ömürler,
Geyikli halımız gibi
solmazdık ki dayanaksız!
Gönlümüzce yürümedi hayal
edilen dünyamız.
Fena avcılar dadandı, ablam
yaralandı önce, ağabeyimse gurbette!
Kardeşlerim uzaklara
dağılmasaydı öylece,
O dereden masal akar, tutar
anlatırdım Aykız!
Annemin aynalı sandığı
naftalin kokuyor hâlâ, içinde yünlü giysiler.
Çeyizinden bir o kaldı bir de
dokuma kilimler.
(O kilimler bende şimdi.)
Aslında Kabe dokulu halılar
da vardı bizde,
Dürüp büküp camileri, o
sandığa katladıydık.
Ölüm çok uzaktı ama gün olur
gelirse olsun sanduka örtüsü diye.
(Ne anneme örtebildik ne
babama daha sonra, çünkü evimizden uzak ölüverdi ikisi de.)
Rüyalarımıza bile giremedi o
halılar uçuşan yıllar içinde, zaten onları seyredip düş kurulmaz ülke ülke.
Geyiklerse hepimize yüzlerce
dağ gezdiriyor, bugün bile, haritanın üzerinde.
Böyle şeyler sanıyorum hacdan
gelirdi herkese, yakınlığına bakarak dağılırdı hanelere.
Biz çocuklar masal gibi
olanları çok severdik, kahveci güzeli misal bize de uzatır kahve,
Uzanırdık
fincanlara, ya kahve yoksa içinde ya içmeden dökülürse...
Özgün tasarımcıydı annem,
aklından örgüler örer, ilk kez çizdiği modeller giysi olur makinede.
Sanatçı ruhluydu çünkü, öyle
anlardı güzelden. Geyikli halıda sanat baskındı diğerlerine.
İmrenirdi
ilmeklere, renge denk düşmüş biçime, nasıl benzemiş gerçeğe anlardı ve
anlatırdı sorduğumda masal gibi. Yatağa uzanır sonra doya doya seyrederdim
halıdaki o renkleri.
Sanki onlar öğretmendi,
çağırırlardı annemi; "Gel dağlara, çiçeklere, ahenkle dök nakışları.
Otur üreten elinle, tasarla
biçimlerini, bu tezgâh da senin olsun, vur kirkiti düğümlere!"
Oysa Kâbe dokulu halılar
üretmeye çağırmaz da "Dünyadan el etek çek ve bilme yaşamayı!" derdi.
Yaşama sevdalı annem bu çağrıyı beğenmezdi. O kadar beğenmezdi ki göz önünde
durmasını bile istemezdi onların;
"Yere sermek
günah!" derdi gülümseyip inceden. "Duvara asmak ayıp!"
Çünkü "İbadet de kabahat
de gizli!" diyen nesildendi, ömrümüzü yaşanası eylerken.
Onları duvarımıza asmadık ve
kullanmadık bizler de.
Ölümü çağrıştırıp
korkutamasın diye.)
Gebze, 24.10.2022
Sevdiğin bir masal içinde değilsen kendi masalını yaratmayı unutma canım oğul. Hem kendi mutluluğun hem senden masal umacak çocuklarını hayal ve gerçekleştirmek ve geleceği yaratmak ve yaşatmak için.
Bu geyikli fotoğrafı gördüğümde sızladı içim. Şiirini yazdım
bir halıda birden çok ve birlikte olan geyik ailesinin, rengarenk ilmeklerin. O halıyı bir süre ağabeyim evinde duvara asmıştı ve ben kendi masalımı anlatmıştım canım
oğul... Sorduğumda anne geyiği de gösteriyordun, Alican’ı seveni de, kaybolan
bir yavruyu da o yarım cümlelerinle. ("Kabolduuu!" deyişin iyi ki bir eski tip videoda kayıtlara alınmış oğul. Masal dinlemek ne ki sadece onu dünya kadar
sevecek ağabeyimin çocuğu olmak isteyecek bir çocuk daha olmalıydı o evde. Olmadı.) Gebze, 11.3.2023
***
Aşırı fırtına ile kökünden söküldü bahçede ağacımız... Neyse ki çocuklar oyun parkında değildi. Ülkenin batısı fırtına, güney doğusu deprem yıkımında. Yıkım çok da... Bari ölüm sayısı az olsa... Tarihe bir kara pazartesi notu...Başın sağ olsun Türkiye'm.” Bu içten dileğe kalbimle katılıyorum. Her şey o kadar dayanaksız ve dayanıksız ki ülkemde... Başımıza yıkılıyor kurulan kâğıttan kule...
Yurttaşını güvenlik içinde yaşatma ödevini unutuyor yönetenler.
Gün olur, insan öncelikli olur hırslar yerine. Sağlam binalar yapmayı borç bilir yapıcılar, yapmayanı korumaz siyasiler ve dürüstlük istisna olmaz yönetenler, devlet görevlileri ve yurttaşların tümünde.
Önlemsizlikten ölen ölene... Ah acılı yurdum. 6 Şubat 2023.
***
Bu yıl ön bahçedeki servi de dayanamadı, kökü de... Geçen yıllar aynı
günlerde hortumlarla sarsılıyormuş ülke. Gebze, 12.2.2024
***
Şiirdeki 'Geyikli Gece' değil, 'sırtında ölü bir geyikle zor olan yürüyüş'
değil...
Oğluma masallar düzdüğüm ipekli halı... Geyikleri ipekten... Gebze, 11.3.2025
***
Oğul...
Masal anlattığım, güzel bir dünyaya inandırdığım için
hatalıyım belki de. Fırtınalar güçlenince ağaçlarımızı bile devirmişlerdi arka ve ön bahçede...
Bir ağacı devirse de bir ormanı deviremez en güçlü olan bile.
Şiirdeki gibi birlik olalım oğul, her birimiz "tek ve hür" ama "bir orman gibi kardeşçesine". Yenilmeyelim diye, yıkılmayalım diye birlikte olmanın özlemi
var kalbimde.
Hiç değilse minicik ailemizle. Biz birlikte güçlüyüz, dağılırsak eprir ipek, çok yıpranır.
Nedensiz ve gereksiz her mesafe ipeği
inceltmede!
Gebze, 11.3.2026. Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com,17.3.2026.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.