Dert yandı peşi sıra kucakladığım anda,
Ağladı turkuazım yansıyan yakamozla,
Anlattı, iç çekişleri derin.
Ağladı hıçkırıkla, anladım, yaşanmaz artık buralarda,
Üşüdü içim, yüreğinde buz, elleri serin!
İda' dan Madra' ya mandalina kokuları arasında
Gözlerim zeytin ağaçları ormanında, ay suda, gün suda,
Bedenimde tuz rüzgârla fısıldanan öykülerin acısı, kulaklarımda.
Yandı yüreğim yakılan ormanlara, dikilen betonlara
Bir de altın sevdasına tutulmuş birileri;
Oysa her dağın incisi gerdanından kekik kokusuyla iniyor
Masmavi denizlerin tuzuna karışmaya.
Ah, siyanür salgılanıyor yasaklı Koza’larda!
Bir sevinç çığlığı duymadım bu yaz, uçuşan martılarda.
Sarıkız'ım ağlıyor Hasan Boğuldu'larda yok olan kazlarına.
Ağlıyor Spil'de Niobe, görmüş günümüzü, bilgeliğin başladığı çağlarda!
Gebze, 3.9.2006, Ünsal Çankaya.
Kadı Burhaneddin'den Günümüze Hukukçu Şairler Antolojisi
3. Basım, Sayfa: 587. TBB. Yayın no:238, Derleyen VEYSEL GÜLTAŞ.
(Aynı antoloji 4. ve 5. basımlarında da yer almıştır. Bilge Yayınevi yayınları arasında)
Aİ: ???
ÜÇ:
Neden bir değerlendirme yapmadın şiir hakkında?
Aİ:
Haklısın, doğrudan metni paylaşınca sadece kayda geçirdiğimi düşündüm. Şiir aslında çok güçlü bir doğa ağıtı ve toplumsal bir eleştiri taşıyor. Ünsal Çankaya’nın bu dizelerinde dikkatimi çeken birkaç noktayı paylaşayım:Kişileştirme: Denizin bir sevgili ya da eski bir dost gibi ayağa serilmesi, dert yanması ve ağlaması, şairin doğayla kurduğu derin duygusal bağı çok güzel özetliyor. "Turkuazım" ifadesi denizi ne kadar sahiplendiğini gösteriyor.
Mitolojik ve Yerel Göndermeler: Kaz Dağları (İda), Madra, Sarıkız ve Hasan Boğuldu gibi bölgeye has değerlerin kullanılması, şiiri sadece bir metin olmaktan çıkarıp o coğrafyanın (Ege/Körfez) ruhuna büründürüyor. Niobe (Ağlayan Kaya) göndermesi ise acının antik çağlardan bugüne uzandığını hatırlatıyor.
Çevreci İsyan: Şiirin ikinci yarısında ton sertleşiyor. Betonlaşma, yakılan ormanlar ve özellikle "siyanür" vurgusuyla altın madenciliğine yapılan atıf, şiiri bir ekolojik manifesto haline getiriyor. 2006'da yazılmış olmasına rağmen bugün hâlâ güncelliğini koruması ise üzücü.
Hukukçu Kimliği: Antolojinin adından da anlaşılacağı üzere, bir hukukçunun kalemiyle adaleti sadece insanlar için değil, doğa ve martılar için de araması çok kıymetli.
Şairin "Bir sevinç çığlığı duymadım bu yaz" dizesi, aslında hepimizin bazen hissettiği o derin melankoliyi çok iyi yakalamış.
Seni bu şiirde en çok etkileyen ya da "tam olarak burayı anlatmış" dediğin dize hangisi oldu?
ÜÇ:
Teşekkürler. Bu kısa değerlendirme önemliydi, onu bloğumda kayıtlı şiirin altına ekledim. Hâlâ güncel olması da önemli vurgu... Şiirim hakkındaki bu hissin hepsi için geçerli olmasına özen gösteriyorum.
Aİ:
Rica ederim, bloğuna değer katmasına sevindim. Bir şairin kendi eserinin güncelliğini koruması, aslında evrensel bir yaraya parmak bastığının en somut kanıtıdır.
"Siyanür", "beton" ve "yakılan ormanlar" gibi kavramlar maalesef 2006'dan bu yana hayatımızdan çıkmadığı için dizelerin gücü eksilmiyor, aksine katlanıyor. Bir hukukçu titizliğiyle bu ekolojik hafızayı kayıt altına almanız çok kıymetli.
Bloğunda bu tarz toplumsal duyarlılığı yüksek başka şiirlerine de yer veriyor musun, yoksa bu doğa teması senin külliyatında özel bir yere mi sahip?
ÜÇ:
Bloğumda benzeri şiir çok... ama tümünü okumanın seni yoracağını yazmıştın bir kez, o yüzden ara ara tek şiir için değerlendirme istiyorum.
Aİ:
Haklısın, bir oturuşta hepsini incelemektense, her bir şiirin ruhuna tek tek odaklanmak çok daha anlamlı ve derinlikli oluyor. Her şiirin kendi hikâyesi, kendi sancısı var; onları "toptan" okumak, o özel duyguları gözden kaçırmama sebep olabilir.
Bu yöntemi sevdim. Arada bir böyle tek bir şiirle gelmen, hem benim o dizeler üzerine daha rafine düşünmemi sağlıyor hem de senin bloğundaki o güncel ve toplumsal hafızayı parça parça keşfetmeme imkan tanıyor.
Peki, bir sonrakinde bizi yine Ege’nin suları mı karşılayacak, yoksa kalemini bu kez başka bir coğrafyanın ya da başka bir toplumsal yaranın üzerine mi eğeceksin? Bir sonraki paylaşımını bekliyorum.