7 Kasım 2024 Perşembe
SERAP
Buzullar içinde canın eştir yalnızlığına.
Ne serap gör ne çölde gez, mümkünse bir vadide dur,
Yeşilliği, sularıyla cennet bura desin kalbin,
Zor gelmesin yalnızlığın ıssızlığın ortasında.
Dağlar yükseldiyse vadiler derin, yükseklik ki dağın dermanı değil,
Başındaki duman sis olur iner, sisler bulutlanır göğe varınca.
Suların özlemi büyük denizler, yokuşları aşar dere olunca.
Kavuşmayı diler bahar dalıyla, uzanıp toprağa sızmadan önce.
Derler ki ilkbaharlarda güneş aldatmasa kimi ağacı,
Daha mevsimi olmadan çiçeğe durdurmasa,
Günü gününde tomurcuk her dalda bin patlasa,
Çekirdeği, ballarıyla meyve meyve donansa,
Dünya açlık mı çekerdi Afrika'da, Asya'da?
Heyhat! Tüm çiçekler ilkbaharda çok cahil,
Ağaçların gördüğünü bilmiyorlar gülerken,
Çiçeğe duruşlarını bekletmiyor Nisan'a.
Bilmiyorlar ilk baharla kış geriye dönüyor,
Dökülüyor tomurcuktan meyve özü çiçekler.
Mart kapıdan baktırır diyor bizden eskiler,
Kazma kürek yakmayı öneriyor deyimler.
Bir serabın ettiğini bilseydi tüm erenler,
Ne susuz bırakırlardı çölleşirdi yürekler,
Ne buzları eritmeyi düşlerdi kor ateşler.
Doğa dengeyi kurardı her zamanki döngüyle,
Doğal seleksiyon derdi kalpleri yaksa bile.
Gebze, 17.3.2013-2024, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 7.11.2024
15 Ekim 2024 Salı
AVUNTU
Serçeler, kargalar, kumrular, martılar, kırlangıçlar,
Çığlık çığlık haykırsalar, sokaklarda, çatılarda,
Duymuyoruz seslerini, şehirler çok gürültülü.
İnsan diğerini değil kendini bile duymuyor,
Kuş cıvıltısı duymayan kulaklarsa esrimiyor.
Güneşe çıkmalı dedim... Uzanmalıyız köylere.
Vitaminim dolsun diye, hem de bayram öncesinde.
Gölgesine o ağacın, taşınır sandalyemizle,
Oturup sere serpile, kapayarak gözümüzü,
Neşeli sığırcıkların ötüşünü dinlemeye.
Özlediğimiz aslında doğduğumuz köy elbette.
Gidemiyoruz onlara, uzak diye, ama ne gam!
Evimiz barkımız yok ya buralardaki köylerde,
Hısım, akrabamız da yok, çıkmaz birkaç tanışımız.
Fazlası olur yine de, yaşanır zaman diliyle.
Yılda iki ürün alıyorlar buralardaki insanlar,
Elbet ehven oluyorsa havalar ve de yağmurlar.
Büyük şehre bağlanmışlar, bunun artı - eksisi var,
Sağlık için bol kuyruklu kuruluşların yanında
Pazar pahası aratır market sayılan bakkallar.
Tazecik diyor tezgâhlar, dalından diyorlar hemen,
Halden gelmedi inanın, hepsi organik diyorlar.
Organik sevdiğim dünya, yine yalan bu masallar,
Yazanlar öyle yazıyor, inananı kalmasa da.
Tarlayı dolanan çitler gözlerimizin önünde,
İçlerinde ne arıyor gübre yazılı çuvallar?
Yine de koşturuyoruz toprağına basmak için,
Yeşiline doymak için, kuşlarını duymak için.
Vitaminde D bulmaya, taze sağım süt almaya.
Köyümüzde sanmak için.
Kendimizi kandırmaya.
Güneşe çıkmalı dedim, çıktık işte, gün güzeldi!
Gönlüm bugün güneş ile hemdert oldu a dostlarım.
Dinleniyorken altında meyve vermeyen ağacın,
Yuvalarındaydı, gördüm, yavrulu eş sığırcıklar.
Mutluluğumsa katlandı, sevinçle cıvıldıyorlar!
Gebze, 26.6.2023, Ünsal Çankaya.
Gerçek Edebiyat com, 14.10.2024
27 Eylül 2024 Cuma
BOŞLUK VE SONSUZLUK
Derin mi, yüksek mi anlamıyoruz.
Gözyaşlarımız gölleniyor oraya
Gidişin acısıyla duvarlar örüyoruz.
Kimi derin, kimi yüksek
Kimi kuyu, kimi kule.
Korunmak istiyoruz
Saklanmak istiyoruz
Ölümün kanlı eli
Değmesin diye bize.
Sonsuzluk umuyoruz
Sayılı günümüze.
Anılar denizine iskele kursak bile
Mendireğin ucuna kuşlar kondursak bile
Sonunda akacağız o boşluğun içine
Yaralı kalbimizle, sonsuzluğun yerine!
Gebze, 21.3.2017. Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Aralık 2024, Sayı:192
17 Eylül 2024 Salı
KENDİNİ SÖYLÜYOR
Ulaşırdı merhabam her yere senkronize.
Zülfümü döküp yüze çatsam da kaşlarımı,
Çoktan unuttuğumuz küslüğün kederiyle
Yükselen hıçkırığı vermedim kimselere.
Delilik mi gülmeyi arzulayışım böyle,
Anlarsam anlatırım, yargılamadan söyle!
Sustum artık ne şarkı ne türkü söylüyorum,
Gidiyorum kendimi kaybettiğim yerlere.
Yalnızlık davul çalıyor sessizliğin sesiyle,
Tenekeler bağlanmış ay bensiz ağlamıyor.
İç geçiren rüyalar kalbimi durak sanıp
Neden güze evriliyor durmaksızın Aykız’ım,
Anlarsam anlatırım, yorumlamadan dinle!
Bil ki artık kimseyi aysız bırakmıyorum,
Üstelik de kendini tekrarlıyor şarkılar.
Kutusu çoktan kapanmış sarı tamburalarda
Pesten tize yükseliyor notalar.
Bir sarı çiğdem tanıktı baharın coşkusuna,
Bir de ben biliyorum, kimseler anlamıyor.
Anladığımı anlattım sorgulamadan ölme!
Gebze, 15.08.2013, Ünsal Çankaya
Eliz Edebiyat, Ekim 2024, Sayı:190
10 Eylül 2024 Salı
Narin'li Haiku'ya Nazire
dere yatağı
bağrına dikilenin
dili olmamış
o narin yaprak
bölmemiş uykusunu
asırlık suyun
ne dağ ne de taş
nasıl yıkılmamış ki
utanç ölümden
asırlık sular
nice kötülük görüp
kanıksamış mı?
Gebze, 9.9.2024, Ünsal Çankaya
.................
Narin'e Haiku
dere yatağı
bağrındaki taşların
dili olsaydı
narin bir yaprak
bölmüyor uykusunu
asırlık suyun
Necati Albayrak
(Gerçek Edebiyat com, 9.9.2024)
Narin kim sorusu sorulacak yıllar sonra bu haikular okunduğunda...
Diyarbakır'da, ağalık düzeninin sürdüğü, marabaların ise ağadan izinsiz konuşamadığı bir yer olduğu keşfedildi yine... Gülemiyorum bu trajediye.
Narin 19 Ağustos 2024 gününden bu yana kayıp sanılan, yaz gününde oyun oynaması yerine kuran kursuna yollanmakta sakınca görülmeyen, din diye belletileni o da öğrense yeter, devlet okulunda okumasa da olur denilen binlerce köy kızından farksız, sekiz yaşındaki bir kız çocuğu..
Dün bir cinayetle canının alındığı ortaya çıktı...
Üstelik köyünde bir derede, çuval içinde, üzerine taşlar yığılmış halde...
Hangi gün öldürüldüğünü otopsi bilimi ortaya koyacak mı bilinmez... Ama o günü o saati ve nasıl olduğunu o sular bilmeli insanlar söylemese bile...
İçine koyulduğu o coşkun dere, taşlarıyla bir olup konuşmalı... Anlatmalı gerçeği o minik bedenden aldığı bilgilerle.
O dere ki debisi yüksek diye iki kez akışı yavaşlatıldı on dokuz günlük arama sürecinde...
Sır vermediydi düne kadar kimseye...
(Gerçek Edebiyat com sitesinde
Narin'e Haiku başlıklı haikulara nazire olarak yazıldı.
Yorum olarak yollandı, ancak henüz yorum alanı aktif değil sitenin.
Bu yüzden facebuktaki kişisel sayfamda ve bu bloğumda ikisi bir arada paylaşıldı kamuya.)
8 Eylül 2024 Pazar
İÇİMDE BİTEN
İÇİMDE BİTEN
Soldum ilk maviyi yitirdiğinde, soldum gül gibi.
Sanki ekmek, gaz, tuz bitti gibi içim de bitti,
Sen de gelme öyleyse çabucak unut beni.
Ellerim çok üşüdü, sensiz, yüreğimse buz gibi,
Dağlar denizlerine kavuşmuyor yıllardır,
Daldığım bu derinlikte aradığım sevgiydi.
Artık tüm sahillerde yalnız beklesem olur,
Ufuk sonsuzluğunda kaybolan gemileri.
Beklesem ölümü de ölen soy filler gibi.
Kalbim fil mezarlığıdır sanacaksın şimdi de,
Oysa bin bir duygumu aynı yürek taşıyor,
Yüküm ağır değil bana yorulsam da uzak dur.
Çıkmaz sokakta değilim, sesim uçurumlarda,
Sensizliğe yol alırken yankım dinliyor beni.
Unut dedim ya unut, içimdeki sen bitti.
Gebze, 3.1.2009, 2024, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 7.9.2024
5 Ağustos 2024 Pazartesi
KARANLIK GECE
Bir kez kavradı ya kökü toprağı,
Bu ülke,
Bu gençlerle durur ayakta,
Yıkılmaz artık.
Bağnazsın, yeşeren umudu biçen.
Aymazsın, Gezi`de Park`ı görmeyen.
Bir karabasansın, geçici ömrün,
Uyanınca artık hiç görülmeyen.
Karanlığıyla çöken gece;
Kork artık!
Aydınlık yakın.
Aydınlık ekmek ve su,
Aydınlık kitap ve gülüş,
Aydınlık umut ve düş,
Yüreklerinde.
Suyuna direnirken,
Gazına direnirken,
Tozuna direnirken,
Bu gençler ülkesini sevmekte,
Ülkeyi sahiplenip,
Kurtuluş derlemekte
Biçtiğin her çiçekte!
Karanlık gece
Kork artık!
Umut var her yürekte!
Umut ki karanlığa direnen tek ışıktır,
Süt olarak emdiler anaların göğsünde.
Kork artık ey karanlık
Aydınlığı kurmakta bu gençler o ak sütle!
Gebze, 16.06.2013, Ünsal Çankaya.
Gerçek Edebiyat com, 4.8.2024
4 Ağustos 2024 Pazar
FİT MİSİN ÖMRÜM?
Yasaklıydın, girilmeyen sularca,
Bir saten elbisenin büklümünce yumuşacık,
Ne yapsan tutamazsın, uzak kalır ellerin, cezalı.
Bakışların mahcuptur, kirpiklerin fırtınada yağmursuz.
Ardı ardına saklanır, tenin tenimden bitik, yenin yenimden,
Umutların kırık aynalara dağılırken yaralanır gözlerin.
Kuşlar uçamaz olur kanadından aldığınca kalemi,
Yaz dostum, yaz ki soğusun yüreğim hiç böyle yanmamıştı.
Aldanış bu, yetmiyor ki kandırsın sular içinden akıp dağlara,
Koyaklara vurulacak, çavlanlara düşecek iz bilmeyen kurşunlar,
Yavrusundan ayrılacak ceylanlar.
Ah o ceylan gözlü ceylanlar, ah!
Yavrusundan ayıracak ceylana yar oluyor okları avcıların,
Gözlerinden tanıyorum ağ oluyor serpilip, yay oluyor kirişinden gerili.
Kuşlar konamaz olur kanadından aldığınca kalemi,
Yaz dostum, yaz ki soğusun yüreğim hiç böyle yanmamıştı.
Geçmediysen yollar yol olmuyor, uzanıp serilmiyor ayaklarına,
Bir kez dokunduğum o ince ipten, bağladığım düğümlerim hep yitik.
Aklında tutmaya düşlerin yetmez, ömrüm kaç yerinden kesik, kaç kez dikildi,
Delik deşik oldu ruhum, soyundukça giysisini, görüyorsun her köşesi yamalı.
Birbirine yamalarken unuttuğum hesabı soruyorsun,
Ödeştik mi, fit miyiz diyorsun da…
Can pahası bu dünyada mal ile ödenmiyor.
Ödemek zor, ödetmek zor, ödeşmekten ten yerine
Tin zararlı çıkacak bir ömürdür yüklendiğim,
Sayamadım yamasını, abasını, kebesini, hırkasını dervişçe.
Sayamadım, yaşadım mı yaşanmış mı o yıllarım, borç hanem çok kabarık,
Neyi öder bilmediğim alacaklar hanemdeyse varım yoğum bir candır,
Vermeye hazır olduğumu söyleyemiyor dilim, yazamıyor kalemim,
Fit değiliz canım dostum fit olunmaz, can pazarım zarar ziyan içinde,
Görmedin mi kalbim dahil tüm kepenkler tadilatta, kapalı.
Gebze, 24.10.2006, 1.2.2024, Ünsal Çankaya.
Şiiri Özlüyorum, Eylül, Ekim 2024, Sayı:121
18 Temmuz 2024 Perşembe
KİRAZ KIZ*
Hasat zamanı
En sevdiğin mevsimdir
Aylar içinde.
Karakışlar yok,
Mevsimlerse şaşıyor
Yıllar geçtikçe.
Dengeler altüst
Sanki bilmiyor insan
Kırık fayları.
Nice baharın
Yeşilliğine inat
Kiraz dalları.
Ah Kiraz kızım
Alsam kirazlarını
Yüreğin sızlar.
Pembeleşmezse
Yanağındaki gamze
Suç saklıdadır.
Kimse utanmaz
Çığ, heyelan, sel olsa,
Sorumsuzluktan.
Sen gülümse ki
Erisin güneşinden
Kalplerde buzlar.
Çok dik kirazı
Dünya yıkılsa bile
Kızarsın dallar.
Gebze, 20. 2. 2012- 12.2.2024, Ünsal Çankaya,
(*Kiraz Kız Muzaffer İzgü kitap adı.)
Çağdaş Türk Dili Dergi, Temmuz 2024, Sayı:437
9 Temmuz 2024 Salı
TAB TAB TABACIK
Düşlerim uzun yıllardır karlı dağların ardında,
Azıksız azıttım diye bir masalın ormanında,
Son trenin vagonunu ayırıp sonsuz durakta,
Sağ kalıp da bir yerlerde çıksalardı karşınıza,
Beni değil onları mı anımsar ve yanarsınız?
Ellerinizle dokunur, sımsıkı sarılıp belki,
Sevinirsiniz bir dostu yıllar sonra görmüş gibi.
Gönenen kalbiniz o an beni de anımsıyorken,
Görür görmez yiterlerse sonsuzluğun yamacında,
Tez yitirme acısıyla belki çok sarsılırsınız!
Ah, neydi o günler konamadan dil ucuna,
Neler de paylaştık akar sözcüklerin damarında.
Yitseler de bulunmuştu duygusu ağır basınca
Uçsuz bucaksız sonsuzda aramalı der misiniz,
Bulmalı tüm kaçakları düşler sahipsiz kalsa da?
Bir kedi bile buluyor kaç şehir öteye atsan,
Yuva saydığı son evi, sahibi olan insanı,
Düşlerim geri dönmedi, aramaya kalkışmadı!
Onların terk edişiyle belki inancım kalmadı,
Belki de kalbim onlara dönüş kanadı takmadı.
Unuttuğunuz sesimle, küskün gözlerimi çalıp,
Çığlığımı çıldırtarak kaçtılar belki de benden.
Ormancı üvey anneden aldığı sert son emirle,
Tutup iki çocuğunu azıttı orman içinde.
Tab tab tabacık der o masalın nakaratı,
Ne çocuklar ne de düşler terk edilmez, yapma demez...
Çocukları cadılar yer kayboldukları ormanda,
Düşleriyse seller alır kurulamaz bir insanda.
Her masalda mutlu son yok, elmalar artık çürüdü,
Terk ediş istasyonlarına gelemeyen boş trenler,
Rayların tıkırtısını eklemez kederinize!
Gebze, 15.9.2008, 2024- Ünsal Çankaya
9 Temmuz 2024, Gerçek Edebiyat com.
29 Haziran 2024 Cumartesi
SANAL DÜNYA YALAN DÜNYA
Sanma ki görmediğinde olmuyor olacak olan,
Duymadığın söylenmemiş değildir ki yeryüzünde.
Demesen de biliniyor bilinmeyesi kör gerçek,
Gün gelecek ve insanlar sevgileri tüketerek,
Sevgisizce yaşayacak, sevilemeden ölecek!
İşte çarkları dönüyor yeni çağın ve devranın,
Ekonomi diyorlar ya e-komik de oldu dünya.
Sanaldan kazanıyorlar parayı puldan sayanlar,
Varsayımla harcıyorlar içte güzel duyguları.
Öğütüyor insanı çağ, kıyması da ayrı eza,
Ezilerek un olmaya gönlü yok artık kimsenin.
Eski gücünde değil ki değirmene akan sular!
Dokunmuyor suya rüzgâr, taşlara su,
Buğday ile bulgura taş!
Dökme akıl sığsa bile omuz üstündeki başa,
Emekle yenmediğinde olamıyor şifalı aş.
Ne yeşeriyor tohumlar ne baharlara umutlar,
Geçip gidiyorken yıllar an saptıyor fotoğraflar!
Kapanıyorsa gözümüz, uykudan uyanmıyorsak,
Sevgiyle direnmiyorsak sanalda yitip gitmeye,
İnsanlık beklenen sona tezden bile tez varacak.
Ezilerek un gelmeye, bir giderek bin gelmeye,
Sevgi yeter insanlıkta bilinmeli bu tek gerçek,
Sevgi yaşatır insanı, sevgiyi verilen emek!
Gebze, 14.12.2008, 2024, Ünsal Çankaya
Eliz Edebiyat, Temmuz 2024, Sayı:187
(Yayımlanan hâli bundan iki dize eksik, bir sözcük değişik.)
5 Haziran 2024 Çarşamba
YANKISI ULAŞIR MI?
YANKISI ULAŞIR MI?
Sesimiz hep ötelerden duyuldu,
Ötelerde, ötelerden yankılar bekleyene,
Ses oldu, yankı oldu.
Bekleyip gelmeyene, eşlik edemeyene,
Ulaşmadı sesimizin ne aslı ne yankısı,
Ötekiyiz çoktandır ülkemizde.
Berilere ulaşmayan sesimiz, ulaşsa,
Kesinlikle gürültüye boğarlar ilk avazda,
Ezber ettik bunu her denemede.
Duymadılar, duymayacaklar.
Görüp bilmeyecekler,
Düşmanız kalplerinde.
Yine de susmayacak kalbimiz, çarpacak.
Ötelerden berilere yankıyı sürdürecek,
Duyulsun, görülsün diye, bilinsin diye.
Yankılanıp uzaklardan yakınlara,
Yankılanıp ötelerden berilere,
Kesin kere, keskin sefer, yol diye.
Yol olursa her defada yorulmaz,
Yankısıyla söyleşirken durulmaz,
Uçurumlar sesimizi unutmaz.
Öteki sayılmayana dek, hem de artık
Öteki kalmayana dek düşlerimizde.
Ülkemizi kuran ve yaşatan bizdik,
Özü ve yankısı bir seslerimizle.
Gelin artık!
Haykırın!
Haykıralım!
Haykırın, ama haykırdığımız gibi,
Özlemlerimiz bir, arzularımız bir,
Karışsın sesiniz sesimize.
Duyulsun artık!
Görülsün artık!
Bilinsin artık!
Biz kalmayı isterken böldüler kan emenler,
Ayırdılar sesimizle yankımızı,
Duymasın kimse diye.
Gelin artık!
Yitmeyin!
Çoğalalım!
Sesimizi birleyelim yine,
Yankısı bir olana, yankısı duyulana,
Bir olanı kalbiyle herkes anlayana dek.
Biz olmayı deneyip, biz olmayı başarıp,
Biz insanız, insan kalırız diyen,
İnsanlık yerleşene dek zalimlerin kalbine.
Gebze, 23.1.2024, Ünsal Çankaya.
Çağdaş Türk Dili, Mayıs 2024, Sayı:435
3 Haziran 2024 Pazartesi
UNUTAN DENİZ
Bir yalancı bahardı beklediğim yıllarca,
Tuzunu yitirmenin korkutan kışlarında,
Saklamıştım düşlerimi mercan kayalarına.
Geleceksiz gözlerinden kayan kum taneleri,
Bir dizi siyah inciye dönüşünce koynunda,
Kanatlanıp varmıştın yıldızlar arasına.
Rengarenk dalgalarla aktın uçan yıllarda,
Kan kırmızıya döndü şavkın yakamozlarda,
Sevincini paylaştın çoğaltan martılarla.
Ondan yazdıydım şiire “sular unutmaz” diye,
Ondan haykırdıydım göle “sen de unutma!” diye,
Sırları ben mi unuttum, emanetlerim nerde?
Neden anlayamadın yitince mavilerim,
Ne zaman tükendiğimi zorlu ayrılıklarla,
Ay ışığımla dolarken dondun anımsayınca.
Artık çözülemezsin, düğümlerin köreldi,
Dalgaların tsunami aklımın kıyısında,
Buz dağısın, görünenle avutamazsın beni.
Aldığını ver yeterli, fazla şey isteyemem,
Bütün pınarların ölüp çöle mi döndün sanki,
Özümü unutan deniz neden unuttun söyle!
Gebze, 23.11. 2008, 28.2.2024, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 3.6.2024
24 Mayıs 2024 Cuma
SESSİZLİK ve SENSİZLİK
Anla, dilsizliğim bile küstüydü sana,
O kadar yoksunluk yok oldu bitti.
Ne kadar da ıssız kaldın gördün mü,
Susup büyüttüğüm sessizliğimde?
Sustuğumu haykırmaya gerek yok,
Varlığında yokluğun üzmüyor artık.
Sensizliğin acısı da koymuyor,
Yokluğunla varlığın derdim değil.
Sensiz uğrunduğum dün bile değil,
Aynam artık sırsız, çoktan yankısız.
Yansıyamaz sandığın her şey içinde,
Bilsen ne fark eder, hiç bilmesen ne?
Ne ağlama hissim ne de gözyaşım,
Bitmiyordu seni düşündüğümde.
Ama bil ki artık düşünmüyorum,
Sensizlik de öldü sessizliğim de.
Gebze, 4.4.2023, Ünsal Çankaya
Maraşantiya,Nisan,Mayıs, Haziran 2024, Sayı:12
4 Mayıs 2024 Cumartesi
ANA RAHMİ BİR DÜNYA
Ana rahmi dünyasıdır denizler ülkesinde damla varlık olanın,
O deniz ki her damlası ab-ı hayat bir anne!
Ardım sıra iki can var, yedi de hiç doğmayan.
Onlar da üzülmüş müdür başaramadık niye,
İçmedik anne sevgisi bir yudum bile diye!
Onlar için çok üzgündü, canından can gitmişti,
Yine de çok sevdi bizi onların da yerine.
Kalbindeki yara idi sevgisine doyamadan ölenler,
Kabuksuz bir yaraydı hem çok uzundu ağladığı geceler.
Çok özlemiş olmalıydı erken giden oğlunu ve kızını,
Onlar alıp gitti o yıl güzelim annemizi.
Ablam aktardıydı bize " bacağına dolanmış iki melek!"
Annem anlamış olanı, yolu cennet, çağıran çocukları.
Sonra babam, önce torun sevdi, annemin görmediği,
Biri benden, ikişer de Ömer ile Ali’den.
Gün oldu unuttu bizi, gidiverdi sessizce, sessizliği yanında,
Annem çağırmışmış güya, ilk inanan ağabeyim, o da artık onlarla.
Annem bu yıl bir oğlunu daha aldı yanına,
Şubat bizi çok üşüttü ölümün acısıyla.
Ah benim güzel annem, ölüm de güzel demişsin bize son öğüdünde,
Korkmayın çocuklarım, zaman gelir buluşuruz o asude ülkede!
Bir anneler günü daha sensiz geliyor annem, sesin kulaklarımda,
Üzülmeyin desen bile kalbim üzgün, tek oğulun özlemiyle kıskaçta.
Gebze, 10. 4. 2017, 2024, Ünsal Çankaya.
Gerçek Edebiyat com, 4.5.2024
25 Nisan 2024 Perşembe
KALBUR SAMAN İÇİNDE
Zaman saydam, insan kırılgan dünyasında,
Ama geçirgen de insan zamanının ortasında.
İnsanın geçirgenliğinin kanıtıdır ışıkları,
Asırlardır anlatılan masal sanılan aşkları.
Akan zaman içinde, duran zaman içinde,
Kalbur saman içindeyken salınmıyor mu mavallar?
Vurdukça dökülmüyor mu kapçıklı kavuzla taşlar,
Kalburun üstünde ise kalmıyor mu kahramanlar?
Zamana kalmanın yolu bir masala kapılanmak,
Aşıp gelmek asırlardan, resmedilmek kitaplara.
Bir çocuğun düş dünyası yıkılmasın diye zordan,
Kaçabilmek hep okunan, yaşatılan zamanlara.
Saydamlığı apaçıkken, her dilde, benzeşen tipler,
Yazılırken sayfalara, ne kaynar kara kazanda?
Cenneti bulan da olur, cehenneme yaraşan da,
Ezberleriz kaynağından, iyi kötü namlarıyla.
Kırmadan kül kedisini, kazları ve tavşanları,
Sallayıvermeli bir gün kalburu dünya diliyle.
Her çocuk mutlu olmalı düşerken kalbur altına,
Cadılar, kötü krallar, üveyden üvey anneler.
Anneler ağıt yerine mutlu ninniler ırlayıp,
Sarılmalı gülüşüne, çocuğunun her yaşında.
Yoksulluklar tükenmeli, eşitlik olmalı varda,
Süzgecinden geçilmeli, iyiliğin, tüm çağlarda.
Gebze, 16.5.2023, Ünsal Çankaya.
Patika Dergi, Nisan, Mayıs, Haziran 2024, Sayı:125
3 Nisan 2024 Çarşamba
BENİ ARA YÜREĞİM DURSUN
Beni ara!
Beni ara bir çalıntı zamanda,
Zaman dursun!
Yanılsam, yanılsa zaman, sonsuza varsam,
Yanılmasam, yanmasam, dursa yüreğim,
Durmam!
Sevgi uçmaktır her zaman, yanılsamayla!
Biliyorsun, söylenecek sözüm çok,
Seninle sevineceğim güzellikler çok.
Ara beni, ara, aradığın zamanda durmadan,
Uçmayı öğretiyorum kanatlarıma!
Beni ara!
Aydınlığımı gören güneş erken doğmasın.
O çalıntı zamanla mavileşsin geceler.
Güneşe küssün dünya, mavi aylarla dolsun,
Uzay yitiversin kara delikte,
Zaman kaybolsun!
Ara beni! Ara! Mutlu şiirler oku.
Şiire kesilelim dolunay dolanırken.
Kalbimin atışına uyak olsun sözlerin,
Dize dize kan olsun, aksın damarlarımda.
Yaşadığınca yaşat bu dünyada iyiyi,
Yaşat ki kaygılarım bitsin kısa zamanda.
Ezberim sevgi benim, şiirimle beslerim,
Şiirimden kalplere sevgi taşır sözlerim.
Ara ki yüreğimde büyüyen umutlarım,
Aksın, aksın durmadan, çağlarken sular gibi,
Can versin şiirime, zaman kendini bulsun!
Ara ki gözlerimde büyümesin yokluğun,
Ellerin kanat çırpsın, şaşırtsın ayrılığı.
Bil ki kalbim göç sonu beklendiğin yuvadır,
Bir çöp olsun ekleyip, karışıp toprağıma,
Onarmazsan içimi zaman benle vurulsun!
Gebze, 21.10.2007-2023, Ünsal Çankaya.
Artemis Edebiyat, Nisan, Mayıs, Haziran 2024, Sayı:24
2 Nisan 2024 Salı
BAHAR SANDIĞIMIZ
Ve sonra Nisan iki oldu gün.
Üç de olacak, beş de, yedi de.
Mayıs da gelecek çiçekleriyle,
Bahar sandığımız yaza dönecek.
Uyuduk, uyandık, uyuduk, uyandık.
Ne Nisan balığı imiş ne serap çölde.
Uyandık ve önce inanmadık olana,
Elimizde umut kalmış sadece.
Ama gördük ki bu umut yeni umut.
Yine tükenir belki, azalır yine belki,
Yine de bu umut taze, tomurcuğuyla,
Umutlandırıyor doğacak güne.
Öylesine değil, çok sahi, pek öylece!
Bahar dallarımız çiçekle doldu,
Toprağımız yağmuru beklemekte.
Umduğumuz yağmur sele dönmezse,
Gelen zaman hep beklenen bahardır,
Bereketi bol olası harmanın ve hasatın.
Gebze, 2.4.2024, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 2.4.2024
22 Mart 2024 Cuma
IHLAMUR KOKUSU
Yenilme dediğimde hep başaran kardeşim Ali Türkmen'e. Bir kez daha sesleniştir, son çaba...
IHLAMUR KOKUSU
Bahçemizde bir ağaç var, pencereme çok da yakın,
Onca yılda ne kokladım ne de gördüm çiçeğini.
Kocaman yaprakları var, çiçeğini saklıyorlar,
Getirmedi hiç odama kokusunu çalan rüzgâr.
Dündü, parkın bir ucunda bir ağaçta bir adam var,
Elinde çok uzun çubuk, ucunda bağlı bıçaklar.
Dokundukça dallarıyla yere iniyor yapraklar.
İşte o an kokusuyla burdayım dedi ıhlamur,
Şehriniz çaldı kokumu, gelemedim sana kadar.
Birkaç dalı aldım yerden, üstünde çiçekleri var.
Tek tek ayırdım dalından, koydum serdiğim örtüye,
Sabaha dek kokusuyla mutlu etti ıhlamurlar.
Benim kazanç hanem zengin, evimde çiçekleriyle
Kokusuyla sarhoş eden taze ıhlamurlarım var,
Park kamuya ait elbet, ben bir kamu üyesiyim,
Her dal her çiçeği zaten helâl anam sütü kadar.
Hem de biraz budanınca küsmüyormuş ıhlamurlar.
İntizar söylüyor hâlâ, kalbe dokunuyor hâlâ,
Çok yıllar geçti albümden, 'nazar boncuğu' çatladı,
Eskisi gibi huzurla dinlenmiyor ki şarkılar.
Dizi dizi ağlıyordu, üzülüyordu insanlar,
Diziye özel şarkılar, dizilere dertli aşklar...
Çünkü yalnız dizilerin, filmlerin yönetmeni var,
Son yazmadan son sahneye mutluluğu onlar koyar,
Yönetmenin istediği mutlu sonda ödüller var.
Artık ayrılıklara değil sevince söyle İntizar!
"Kar tanesi gibi nazlı, kuş kanadı gibi kırık..."
Koptular ya ağacından, düşüp orda kalmadılar.
Her ayrılıkta hüzün yok, sevdiğine kavuşma var,
Sevincimizi artırsa evimize dolan bahar.
Gebze, 27.6.2023, Ünsal Çankaya.
Çağdaş Türk Dili Dergi, Mart 2024, Sayı:433
Sonrasında haber geldi, aceleyle yola çıktık, yetiştik hastaneye, bizim gidişimizden az sonra girdi yoğun bakıma, veda için gittiğimi bilmiyordum o zaman, ama son dokunuşummuş meğer yanaklarına... Son öpüşümmüş elinden, uyu, dinlen, çok yoruldun deyişim... Huzurla uykuya dalışı da bu cümlemden sonraydı...
Not 2: İntizar, Nazar Boncuğu albümünden bir şarkı, aynı adla bir televizyon dizisi ve o dizide jenerik müziği.
11 Mart 2024 Pazartesi
ŞİİR NE İSTER
Ne varsa insan için hazırlamış olduğu.
Sevgi için yaratır sözcüklerde duyguyu,
Hüznü, belki acıyı, sevinci elbet, çokça.
Ama kan ve kin değil, öfke, intikam değil,
Barışı ister yalnız, çoktandır unuttuğu.
Kutsamaz ki ölümü, erken bulur her zaman,
Asla savaş haykırmaz, yıkımları çağırmaz.
Bebekler ölürken de sessiz çığlıklarıyla,
Yeter öldürmeyin der, yeter bitsin bu keder.
Unutmayın der şiir, insanın doğurduğu,
Şiir gibi yaşayıp bulmalı her doğruyu.
Gebze, 7.1.2023, Ünsal Çankaya
Edebiyat Nöbeti, Kasım-Aralık 2023, Sayı:49
9 Mart 2024 Cumartesi
HANGİMİZ? *
Çoğalırdık şarkıda, nakaratlar olmasa?
Neyi biliyorduk ki sandığımız şeyler olmasa,
Şarkılar hepimize onu anımsatmasa?
Bilmediğimizi biliyorduk elbette, o başka!
İnsan özgürlüğünü umursamaz mı yaşamda?
Yaşamak varken, kanatlanıp uçmak da varken,
Ölünür mü, kalbi sevdasıyla çarpıştığında?
Ya kuşlar, özgür mü sanıyoruz havada, yoksa,
Kendilerini besleyenlere vefalı mı acaba?
Kafese niye dönerler gökyüzüne salındığında?
Güvercin besleyen o adam öldü, beklemiyorduk,
Şarkılar söylerdi, her dizede ruhumuzu dağıtan sorular.
Hangimiz diyordu o, hangimiz yanıt bulduk sorularına?
İyi olmayan aşklar var madem, iyi gelmeyen yaşlar,
Yalnızlığın ürküttüğü insanlar kaçmayı seçtiyse çok uzaklara,
Yetimlerin salıverin havaya, veda uçuşuna eşlik etsinler!
Gebze, 7.3.2014. Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com. 9.3.2024
*Dinlemekten bıkmadığımız bir şarkıydı Hangimiz. Söyleyeni güzel insandı, müzisyen Hasan Hüseyin Demirel. Sevdası uğruna kendini 22.2.2014 tarihinde üzerine tiner dökerek kendini yaktı. Kurtulamadı. Şiirin yazıldığı gündü, uçmağa vardı. Ruhu şad olsun.
28 Şubat 2024 Çarşamba
SEN YOKKEN KARANLIKTIR
Dünya deyip geçiyoruz olana olmayana,
Olmayanı oldurmayan dehrin kırık çarkına.
Bir kırlangıç hüznü taşan ömrün sayfalarına,
Konar göçerlik biçseler çığlığını sakınma!
Ayla yıldız yoldaş olur gece yol alanlara.
O nasıl dönüyorsa dünyanın yamacında,
Ebabiller de dönermiş, göğümüzde, boyuna!
Aşklarını masmavi yapmayı hiç unutma,
Karanlık gecemize dolunay ol Aykız'ım.
Ol ki çobanaldatan ya da keçisağanlar,
Dağ kırlangıcı olsun eleğimsağmalarda!
Haydi gel, umutlara ışığın kanat olsun,
Kelebekler ölmesin, ağlamasın gelincik.
Gel yürüsün can suyun can ol yuvalarına,
Sevgini almadıkça kuşlar bile ötmüyor!
Hem yıldızlar üzülüyor sensiz gecelerinde,
Gel de ışığını dök, göğümüz aydınlansın.
Sonsuzluğu umarken gök kubbenin altında,
Yorgun maviliğinle ellerimiz boyansın.
Beyaz hep kederlidir biliyorsun değil mi,
Biliyorsun elbette, doğmadığın her gece.
Gel boynunu bükmesin seni özleyen güller,
Yokluğunla kaybolmasın gece içinde renkler.
Sensizken zifirlerden daha karanlık dünya,
Hep gökkuşağı boya yağmurların ardına.
Ne çok şiirler yazdım ay aydın olsun diye,
Okundukça okunsun, sevgiyle, kaldığında.
Gel ki apaydın olsun, yaşanır olsun çağ da,
Çünkü kırlangıçlara yetmiyor artık dünya!
Gebze, 29.9.2007-2020 Ünsal Çankaya.
Eliz Edebiyat, Mart 2024, Sayı:183
BU ÖLÜME ŞİİR DEĞİL!
Ali kardeşimin gidişinedir,
Yattığı yer uçmağ olsun diyedir.
BU ÖLÜME ŞİİR DEĞİL!
Bu gidişle sözüm tükendiğinden,
Ağlamaktan özüm tükendiğinden,
Yaşlanmanın kitabıdır yazdığım.
Yaslandığım dağlar yıkıldı hepten.
Yaslanmayıp ne'tsin şu deli gönlüm?
Yaşlanmayıp ne'tsin şu iki gözüm?
Çarpına çırpına yoruldu dizim,
Yetmiyor kendime yarım nefesim,
Kanat çırpmayaysa kalmadı özüm.
Göç mevsimindeymiş canım kardeşim.
Kalbimdeki kuşun kanadı kırık,
Köyümün toprağı yüzünde şimdi.
Gebze, 13.2.2024, Ünsal Çankaya.
Gerçek Edebiyat com, 28.2.2024
5 Şubat 2024 Pazartesi
İSKENDERUN SÖYLESENE FIRAT VE JALE NEREDE?
Kış gecikti deyip durduk aralık, ocak boyunca,
Birden geldi, her yere geldi ve oturdu soğuk,
Olanca ayazı, uğul uğul fırtınasıyla.
Batı ve Trakya'da uçtu çatılar, yattı ağaçlar,
Ki gözümle gördüm, uzanıvermişti avlumuzdaki,
Kökü hepten dışarda, tahterevallinin yanı başına.
Karla birlikte ayaz da indi doğuya ve güneye,
İnsanlar erken yattılar, ısınmak için, sarınarak,
Battaniyeler altına, su torbası sıcağına,
Uyanacaklardı güya kardan adamlar yapmaya.
Bir kez daha anladık ki doğa kendini okuyor,
Bildiğini yaşıyor ve yaşatıyor insanlığa.
Fırat, Jale, arkadaşım, avukattı, İskenderun.
Neşeyle uyansalardı kahvaltı filan derdiyle,
Haftaya başlangıç için biraz telaş yaparlardı.
Dosyalar, telefonlar, dizüstüler sığışırken çantaya,
Çayları yarım kalırdı bardaklarında,
Doyan kedi mırlayarak dolaşır ayak altında.
Uyanmadılar. Ne Fırat, ne Jale, ne kedi.
Gece yarıyı geçmişti, çoktan ağarmalıydı tan,
Ağarmadı, karanlıktı, yaz ve kış saati değil,
Nasıl sabaha sayarız 4.17 hançerini?
Ben uyumuyordum zaten fırtına çıldırtan ıslığıyla,
Kulaklarımda çınlıyor, camlarımı dövüyordu.
Saymaya çalışıyordum çarpışan tüm şimşekleri,
Göğe fırladıklarında, homurtusunu duyarak
Ürkmeyeyim, çocuk gibi.
On bir il birden, ilçeleri, köyleriyle,
99 depreminden büyük vuran darbelerle,
Sarsıldı, silkelendi, buruldu ve doğrulmaya çalıştılar,
Binlerce ev sahibiyle derin uykuya teslimdi.
Ne evler doğrulabildi ne de içindeki canlar,
Uyananların birazı çıkamadı sokaklara.
Maraş kahraman değil, Antep gazi, Urfa şanlı,
Malatya, Adana, Osmaniye, çöktüler deprem önünde.
Eşlik ettiler onlara, yolları, köprüleriyle, Diyarbakır,
Adıyaman, Hatay ile Kilis bile.
Sivas’ın adı listeye Gürün yüzünden eklendi.
Bildik tanıdıklar için, tüm yurttaşlar için aynı,
Yıkım olmasın dileği, ölüm olmasın dileği.
Sevinçli haberler almak umut verdi herkese de,
Fırat, Jale bir de kedi düne, güne uyanmadı.
Umutla dedik ki keşke onlar ölmüş olmasalar,
Kedileri kucaklayıp yine pozlar verseler ve
Duyunca da gülseydiler öldüler haberlerine.
Kime soralım ah Fırat, sen yoksun ya Jale de yok,
Eviniz enkaz, kara kedinizi arayan soran olmaz.
Kaçabilmiş midir dersin sizin öldüğünüz evden,
İskender’in küçük yurdu yaşatmış mı kuzunuzu,
Oğulcuğun geldiğinde sığınmış mı son canıyla?
Komşun Meclis’te konuştu, Fırat enkazda diyordu,
“Yok mu kurtaran!” çığlığın ikinci güne susmuştu.
Ölüm haberinden geçtim, sözcük kendisi yakıyor,
Ne sana yakıştı ölüm ne de sevgili Jale’ye,
Çocukluğunu bildiğim doktor ile ikizlere.
Hiçbir önlem alınmamış, deprem yine ölüm demek,
Kurtarmada her yetkili bizden sıfır aldı demek.
Oysa ilk gün yetişseler binlerce canla kurtulur,
“Lan Jale!” derdin elbette, “Yaşıyoruz, yanımdasın,
Yine kurarız her şeyi, yaşam mücadele demek!”
Enkaz altındaki her can haber olacak mı bir gün,
Sökülen ağaçlar bile girecek mi bir şiire?
Umudumuz sizsiz kaldı, ama sürüyor yine de,
Bu düzeni değiştirmek olası mı bir seçimde?
Olur belki, kazanırız, akar sevinç göz yaşımız,
Böyle yıkımlar olurken timsahlar ağlasa bile.
Gebze, 7 Şubat- 26 Mayıs 2023, 6 Şubat 2024
(Not: Şiirin ilk hali Üvercinka dergide yayımlandı. Bu hali Akatalpa,
284 içinde yarım yayımlandı, editöre iletiyle bilgi verildiği halde depremin
yıldönümünden önce sitede yayımlanan Şubat 2024 sayısı dahil hiçbir sayıda ne
tümü ne de özür yayınlanmadı ve dergi geleneğine aykırı olarak Akatalpa Aralık
2023 indeks sayısında da yarım da olsa ne şiirin ne şairin adı geçmedi.
Birkaç
sözcüklük farkla şimdi depremin yıldönümü için Gerçek Edebiyat sitesindedir.)
Gerçek Edebiyat com, 10.2.2024.
Üvercinka, Mayıs -Haziran 2023, Sayı: 103-104
Akatalpa, Ağustos 2023, Sayı:284
( Akatalpa yayını sonrasında altına eklenen notu da buraya taşıyorum:
"İki kez uyarı yazılmasına rağmen editöre, şiirimin tümü halen yayımlanmadı.
Kusur hatadan kaynaklıysa bağışlanır da hatada ısrarın adı nedir acaba? İnsan kendindeki hatayı gidermek için çabalamazsa başkaları için ne yapsa ne eylese 'bir kusura' sığmıyor işte!)
(Kusur: Deney tüpü)"
Blogda üç farklı hali olması yerine son halini blogda tutmak uygun geldi kalbime.
26 Ocak 2024 Cuma
HORONDAN HALAYA
Dağların doruğuna sensiz mi çıkacağım,
Alıp da yüreğimi güneşe kaçacağım!
Ah leyli leyli yar, ah leyli leyli yar!
Bir bulutun üstünde seninle uçacağım,
Dolanıp kollarına, sarılıp yatacağım!
Ah leyli leyli yar, ah leyli leyli yar!
Ege'de doğdum ama Karadeniz’i gördüm,
Gercüş’te buluşmaya tesadüf dedi ömrüm!
Ah leyli leyli yar, ah leyli leyli yar!
Güneydoğu sıcağı karıştı kalbimize,
Askerliğe giderken geri dönemem sandın!
Ah leyli leyli yar, ah leyli leyli yar!
Nasıl inandın buna nasıl aldandın bilmem,
Sensiz yaşamadım ki seni de alacağım!
Ah leyli leyli yar, ah leyli leyli yar!
Halaya baş olmaya, ömrüne düş olmaya,
Söz verdim kalanında ömrüne eş olmaya!
Kış bize uğramasın, sen de yavaşla ey yar!
Gebze, 21.1.2006, 2024, Ünsal Çankaya
Gerçek Edebiyat com, 26.1.2024