Oturup konuşmak gelir içimden bir dağ ile, otururum.
Dertleşmek, anlamak halini, anlatmak derdimi geçer içimden,
Beklerken eğilmesini kayalarıyla, yükseliyor bulurum zirvelerini.
Belki bulut tıkınıyordur kımıldıyorsa ağzı, görebilsem tırmalarım karnını,
Gevşer belki asık yüzü, kahkahaya döner göğsünde çiçekleri.
Dağın karnı bir doysun, belki açılır dili,
Anlatır gelmişi geçmişini, gününü gündemini.
Anlatır niye başı dumanlı, niye bahardan önce erimez karlar,
Sonra niçin dolar yüreği ve o yürek pınarlarıyla taşar,
Koşa koşa iner şelaleler halinde, sel olup yıkarken engellerini.
Uyur belki karnı doysa, tepelerinde karlar serin tutar başını,
Ayağında bir sıcaklık ister insanlar gibi, koyaklarıyla korur uçurumları.
Uyanır ardından, gerinir bizler gibi, silkelenir, büyür çayır çimenler,
Yemyeşil olur mu olur yaylalar ve eteğindeki engin ovalar.
Seyrederken ufku, derelerinin kavuştuğu gölü, denizi,
Öyle gamsız, öyle kayıtsızdır ki anlarım, duymaz sesimi,
Yalnız kendini dinler, ama bilir evrimi.
Beni hiç umursamadan yaptığını anlarım günlük eylemlerini.
Küssem umuru olmaz, küskün tavşanlarından da haberi yoktur zaten.
Oturup konuşma isteğim, derdimi dökme isteğim, ruh halim, gülme arzum,
Kaçar gider içimden ve dağ bilmez volkan yoksa yüreğinden gülmeyi,
Yine de göğsünde çıldırır dağ çiçekleri, şenlendirir içimi.
Kokar kekikler, yarpuzlar, yaban naneleri, su tereleri,
Dağına küsen tavşan yerine dinlemeyen dağa konuştum diyedir hepsi.
Gebze, 20.4.2025, Ünsal Çankaya
Artemis Dergi, Temmuz, Ağustos, Eylül 2026, Sayı:33
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.